Üniversitelerden Mahallelere Sırbistan Bize Ne Söylüyor?
Üstelik bu işi sadece lafta bırakmamışlar. 250 kişilik milletvekili listesini bile öyle bir süzgeçten geçirmişler ki, ne iktidarın eski kadrolarına ne de yerleşik muhalefetin tepe yöneticilerine kapı açmışlar.
Listeyi fakülte fakülte, kent kent dengeli bir şekilde dağıtıp birbirlerini denetletmişler. Sonuçta ortaya profesörlerin, işçilerin, sanatçıların ve aktivistlerin yer aldığı gerçek bir halk temsilciliği çıkartmışlar.
Programlarının özü ise cuk oturuyor diyebiliriz. Yalnızca iktidardaki kişileri değiştirmek değil, siyasi gücün tekelleşmesine imkân veren kuralları da değiştirmek amaçlı bir oluşum ortaya koyuyor.
Şimdi dönelim kendi evimiz olan Türkiye’ye bakalım. Sırbistan’daki tablonun aynısını buraya kopyalamak elbette imkansız; her ülkenin kendi tarihi, kendi toplumsal dinamikleri ve kendine has şartları var. Zaten mesele başka bir ülkenin reçetesini kopyalamak değil, oradaki arayışın arkasındaki temel zihniyeti görebilmek.
Bizde de uzun süredir siyasetin mutfağı dar bir elit grubun elinde kaynatılıyor. Seçim dönemi geldiğinde "tıpış tıpış" sandığa gitmekten, yukarıdan hazırlanan listelere onay vermekten ibaret bir siyaset anlayışıyla karşı karşıyayız. Üniversitelerimiz özgürce tartışılan, bilimin ve liyakatin konuştuğu yerler olmaktan uzaklaştırılırken; kamuda ehliyetin yerini sadakatin aldığını üzülerek izliyoruz.
Sırbistan'daki öğrencilerin birinci sloganı olan "Ya Sırbistan ya mafya" yankısını ararken, bizde de benzer bir adalet, şeffaflık ve bağımsız yargı feryadı her geçen gün yükseliyor. İhalelerin şeffaf olmadığı, kamuda liyakatin unutulduğu, gençlerin barınamadığı, çalışanların güvencesizliğe mahkûm edildiği, emeklinin açlıkla karşı karşıya olduğu bir düzen hepimizin omuzlarında ağır bir yük değil mi?
Peki çözüm nerede?
Sırbistan örneği bize gösteriyor ki; mesele sadece koltuktaki kişilerin adını değiştirmekten ibaret değil. Eğer kuralları, sistemi ve zihniyeti değiştirmezseniz, gelen gideni aratıyor.
Türkiye’nin de en çok ihtiyaç duyduğu şey; mahallelerden başlayan, gençlerin, işçilerin, meslek erbabının doğrudan söz sahibi olduğu katılımcı bir akıl. Üniversitelerin özgürce düşünebildiği, liyakatin esas alındığı, hukukun üstünlüğünün lafta kalmadığı bir düzen kurmak zorundayız.
Çünkü günün sonunda mesele bir parti meselesi değil; hepimizin bu coğrafyada insanca, adilce ve huzur içinde yaşayıp yaşayamayacağı meselesidir. Ve asıl güç, sandıktan sandığa hatırlanan yurttaşta değil, her gün üreten, düşünen ve hak arayan halkın bizzat kendisindedir!
Yorumlar
Yorum Gönder