Erenlerin Dilinden İktidar Sahiplerine Tarihi Mesajlar!
Gönlüm yorgun, gözüm sokaktaki vatandaşın boş kalan filesinde. Dünün erenleri, dervişleri bu topraklardan geçeli asırlar oldu ama bıraktıkları sözler, bugünün tablosuna öyle bir ayna tutuyor ki... Kaygusuz Abdal’dan Pir Sultan’a, Yunus’tan Kul Himmet’e kadar o bilge ozanlar halkın derdini dert edinmiş, haksızlığa karşı dimdik durmuşlardı. Bugün aramızda olsalardı, muhtemelen tahtlarında kurulanların hâline bakar, sazın telini en sertinden vururlardı.
Çarşıya pazara çıktığımda karşılaştığım manzara bana hep o dervişlerin dilini hatırlatıyor. İnsanlar bir lokma ekmek peşinde ömür tüketirken, bir avuç imtiyazlı kesimin bolluk içinde yüzmesi, hak ve adalet terazisinin nasıl da şirazesinden çıktığını gösteriyor.
Yunus Emre’nin o meşhur dizesi kulaklarımda çınlıyor:
"Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?"
Dünya malına tapınanları, elindekini haksızca çoğaltanları işte bu dizelerle uyarıyor bilge ozan.
Bugün ülkeyi yönetenlerin zihniyeti de bundan pek farklı değil. Halkın sırtına binen vergiler, geçim sıkıntısı altında ezilen asgari ücretliler, emekliler yok sayılırken; birilerinin hâlâ "itibardan tasarruf olmaz" diyerek saraylarda sefa sürmesi, yılların ötesinden Anadolu erenlerinin felsefi derinlikli sözlerinin doğruluğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Hazineyi boşaltıp millete sürekli "sabır" tavsiye edenlerin adaleti, dervişlerin kapısından bile içeri giremez.
Hikâyemiz dünden bugüne hep aynı; zulüm ise hep bu ve benzer surette karşımıza çıkıyor. Pir Sultan Abdal, Hızır Paşa’nın zulmüne boyun eğmemiş, darağacında bile diz çökmemişti. Bugünün yöneticileri de kendilerinden olmayanı, hak arayanı, en ufak bir eleştiriyi bile hukukun kılıcıyla bastırmaya çalışıyor. Halkın sorunlarını dile getiren gazeteciler, hakkını arayan işçiler, aydınlar birer "Hızır Paşa" adaletiyle karşı karşıya kalıyor.
Lakin unutulmasın ki Pir Sultan’ın,
"Yürü bire Hızır Paşa
Senin de çarkın kırılır
Güvendiğin padişahın
O da bir gün devrilir"
deyişleri dillerden düşmediği gibi; bugünün haksızlıkları da tarihin sayfalarında aynı şekilde hak ettiği yeri alacaktır.
Alevi-Bektaşi geleneğinde "hak" kavramı sadece ibadeti değil, kul hakkını, emeğin karşılığını ve paylaşmayı kapsar. "Eline, beline, diline sahip ol" düsturuyla yetişen bir kültürün torunları bugün maalesef rantın, adaletsizliğin ve adam kayırmanın tuzağına düşürülüyor. Üretenlerin aç kaldığı, üretmeyenin masalarda ömür tükettiği bir düzen, hiçbir adil yönetim anlayışıyla bağdaşmaz.
Erenlerin diliyle söylersek; bugünün yöneticileri halkın halinden bihaber, saraylarında kendi seslerinin yankısıyla avunuyorlar. Oysa sokaktaki insan hak namına feryat ediyor.
Sözün özü; dervişlerin "kul hakkı yemeyin" çağrısını unutan bu düzen, ne halka huzur vermektedir ne de geleceğe umut taşımaktadır. Gerçek ise erenlerin dediği gibi, zulüm abad olsaydı sonu hüsran olmazdı. Bu çark bir gün elbet tersine döner, adalet terazisi şaşmadan doğruyu tartmaya başlar! Ve bilinsin ki, o gün hiç de uzak değil diyelim yazımıza noktayı koyalım.
Yorumlar
Yorum Gönder