Güven Yoksa Gülen Yüz de Yok!

​Hiç düşündünüz mü, bir toplum durup dururken  mutsuz olur mu? Yani sabah uyanıp "Ben bugün keyifsiz olacağım" demez kimse. Mutsuzluk, adım adım, hayatın ritmini boza boza üstümüze çöken bir şeydir.
​Birleşmiş Milletler her yıl bir "Mutluluk Raporu" yayınlıyor. Türkiye bu listede 94. sırada. Yani 147 ülke arasında epey gerilerdeyiz. Savaşın sürdüğü Ukrayna’yı saymazsak, Avrupa’da yüzü en az gülen, hayatından en az memnun olan insanlar biziz. Bu sadece kağıt üstünde bir rakam değil ki... Sokağa çıktığında, otobüse bindiğinde, insanların yüzündeki o yorgunluktan zaten anlıyorsun bunu.
​Peki bir insan, bir toplum neden mutsuz olur?
​Çok uzaklara gitmeye gerek yok, günlük hayatımıza bakalım.
​Çabalamanın bir anlamı kalmadığında, yani gece gündüz ders çalışıyorsun, sınavdan yüksek puan alıyorsun ama torpili olan biri önüne geçiyor. İşte o an insanın içindeki bütün heves kırılır.
Yine ​sıradan şeyler "lüks" olduğunda. Bir arkadaşınla oturup bir kahve içmek, ayda bir sinemaya gitmek ya da akşam pazardan eli boş dönmemek için ince hesaplar yapıyorsan, hayat yaşamak değil, sadece "hayatta kalmak"tır. 
​Bir başka neden ise güven bittiğindedir. Örneğin yan komşuna, yoldan geçene, hatta adalete bile güvenemiyorsan; sürekli tetikte yaşarsın. İnsan sürekli endişeli olursa nasıl mutlu olsun?

Son yıllarda AKP iktidarının izlediği politikalar, ne yazık ki bu mutsuzluğu iyice tırmandırdı.
​Cebimizdeki para eridi, enflasyon, pahalılık derken orta sınıf kalmadı. İnsanlar sabah akşam çalışıyor ama ay sonunu getiremiyor. Düşünsenize; düzgün bir işte çalışan genç bir insan bile artık başını sokacak bir ev ya da bir araba alma hayali kuramıyor. Hayal kuramayan insan mutlu olabilir mi?
En büyük sorunlardan bir diğeri de, ​"Tanıdığın Var mı?" düzeninin tüm hızıyla sürmesi. Kamuda liyakat, yani işi ehline verme olayı neredeyse bitti. İşe girmek veya yükselmek için yetenek değil, iktidara yakınlık aranır oldu. Bu da toplumdaki adalet hissini paramparça etti.
​Mutsuzlukların bir başka nedeni ise nefes alamama hissidir. Gençler sosyal medyada iki kelime yazarken korkuyor, konserler iptal ediliyor, yaşam tarzlarına karışılıyor. Bir ülkede insanlar özgürce nefes alamadığını hissettiğinde, orası sana dar gelmeye başlar. ​Baksanıza ülkeden giden gidene. Doktoru, mühendisi, yazılımcısı... en parlak gençleri imkanı bulduğu an yurt dışına gitmeye çalışıyor. Gitmek isteyen de, gidemeyip burada kalan da aynı çaresizlik hissinin altında eziliyor.

​Yani sözün özü
​mutsuz olmak bizim kaderimiz değil. Dünyanın başka yerindeki insanlar sıradan bir hayat yaşayıp mutlu olabiliyorsa, sorun bizim coğrafyamızda değil, yönetiliş şeklimizdedir.
Toplumsal huzur ve mutluluk, ancak her bireyin geleceğe güvenle bakabildiği ve emeğinin değer gördüğü adil bir sistemle mümkündür. Dolayısıyla değişim; pasif bir beklenti değil, toplumun kendi geleceğine sahip çıkma iradesidir. Tam da bu yüzden, aydınlık bir yarın sadece hak ettiğimiz bir düş değil; bilinçli tercihlerimizle inşa etmek zorunda olduğumuz en somut gerçekliktir!



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!