Uyarı Çok, Müdahale Yok: Borsadaki Tuzağa İktidar Seyirci Kaldı!

Türkiye ekonomisinde uzun süredir tehlikeli bir oyun oynanıyor. Pandemi döneminde başlayan ve bizzat iktidar ile borsa yönetimi tarafından "Ne güzel, herkes borsaya giriyor" söylemleriyle teşvik edilen halka arz furyası, bugün milyonlarca küçük yatırımcı için büyük bir tuzağa dönüşmüş durumda. 
​En tepedeki siyasi iradeden başlayarak, ekonomi yönetiminin ve denetleyici kurumların bu süreçte sergilediği tutum, vatandaşı korumaktan uzak bir basiretsizlik tablosu sunuyor. 

​İktidar, ekonomideki tıkanıklığı ve enflasyonist baskıyı örtbas etmek adına vatandaşları kontrolsüz bir şekilde borsaya yönlendirdi. Ancak bu süreçte içi boş, mali yapısı zayıf ve sürdürülebilirliği olmayan yüzlerce şirket borsa kotuna alındı. Gelecek vaat etmeyen, sadece kağıt üzerinde değer taşıyan bu yapıların halka arzına göz yumulması, küçük yatırımcının bir illüzyonla soydurulmasına zemin hazırladı. 

​Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yaklaşık bir yıl önce yaptığı açıklamalarda borsadaki "manipülasyon" tehlikesine açıkça dikkat çekti. Ancak bir Maliye Bakanı'nın görevi, durumu bir gazeteci veya gözlemci gibi tespit edip uyarıda bulunmak değildir. 
​Dünyanın gelişmiş sermaye piyasalarında bir Maliye Bakanı "manipülasyon" kelimesini telaffuz ettiği an, denetleyici kurumlar alarma geçer, piyasa işlemleri durdurulur ve sorumlular hakkında derhal adli süreç başlatılır. Oysa Sayın Şimşek uyarısını yaptı ve aylarca somut, caydırıcı tek bir adım atmadı. Uyarmak ama müdahale etmemek, o manipülasyonlara ve kurulan tuzaklara zımnen alan açmaktır. 

​Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul yönetimi, bu soygun çarkının en büyük sorumlularından birisidir.
​Normal şartlarda bir hisse senedinde veya fonda olağan dışı fiyat hareketleri görüldüğünde derhal tahtanın kapatılması, işlemlerin durdurulması ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi gerekir. 
​Ancak kurumlar "zarar görmesinler" bahanesiyle sadece yüzeysel uyarılar ve yaptırımı olmayan sembolik cezalarla süreci geçiştirdi. 
​Serbest ve kapalı fonlar üzerinden kendi aralarında anlaşmalı alım-satımlarla fiyatları 1 liradan 10 liraya çıkaran, ardından bu içi boş değerleri halka arz eden manipülatörlere adeta dokunulmadı. 

​İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan giden uyarı ve inceleme yazıları dahi kurumların ataletini kırmaya yetmedi. Savcılık açıkça "Burada bir usulsüzlük sezimliyoruz, inceleyin" demesine rağmen, ne adli ne de idari mekanizmalar kararlılıkla çalıştırıldı. Herkes suçu birbirine atarak zaman kazandı; bedeli ise birikimlerini kaybeden vatandaş ödedi. 

​Gelinen noktada, borsadaki bu manipülasyon ve soygun çarkının arkasında bürokratik ve siyasi koruma kalkanlarının bulunduğu gerçeği saklanamaz hale gelmiştir. İktidarın teşvikiyle başlayan, Maliye Bakanı'nın sadece izlemekle yetindiği ve SPK’nın göz yumduğu bu sistem, sermaye piyasalarına olan güveni tamamen sarsmıştır. Vatandaşın dişiyle tırnağıyla biriktirdiği paraların heba edilmesine seyirci kalan anlayış, bu tablonun birincil derecede sorumlusudur!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!