Pahalılık Toplumun Şalterini Attırdı!

​Sabah işe giderken belediye otobüsünde yanındakine aniden parlayan adamı, trafikte küçücük bir yol kavgasında gözü dönen insanları ya da sosyal medyadaki nefreti hepimiz görüyoruz. Bunları sadece bireysel birer "asayiş olayı" sayıp geçmek, tabiri yerindeyse körlük olur. Oysa her yere sinmiş, adı konmamış derin bir toplumsal kırılma yaşıyoruz. İnsanların birbirine korkuyla baktığı, yarının belirsizliğiyle uyandığı bu tablo, sıradan bir gerginlik değil; bütünsel bir ruh sağlığı krizidir diye düşünüyorum.

​Antidepresan kullanımındaki artış ve kliniklerin dolup taşması, bireylerin bu tükenmişlikle tek başına mücadele etmeye çalıştığını gösteriyor. Ancak sorun tıp yöntemleriyle çözülemeyecek kadar düzen kaynaklı
Yani sürekli ekonomik baskı, gelecek kaygısı ve gündelik hayata sızan ayrıştırıcı dil, toplumun sinir sistemini aşındırıyor. Bu konunun uzmanları, beyinin sürekli tehdit altında hissettiğinde empati ve mantığın geri plana düştüğü, yerini ilkel bir hayatta kalma dürtüsüne ve öfkeye bıraktığı uyarısında bulunuyor.
Ülkeyi yönetenlerin temel görevi yalnızca fiziki altyapıyı inşa etmek değil, vatandaşın yarınından korkmamasını sağlamaktır. Adalet duygusunun zedelendiği, liyakat hissinin kaybolduğu ve kimsenin birkaç gün sonrasını öngöremediği bir yerde toplumsal huzurdan söz edilemez. İktidarın görmek istemediği ya da gözden kaçırdığı en kritik nokta ise bir ülkenin en büyük sermayesinin binalar veya köprüler değil, vatandaşlarının zihinsel huzuru ve ortak yaşama iradesi olduğudur.
​Sokaktaki şiddeti ve tahammülsüzlüğü sadece cezaları artırarak ya da kolluk kuvvetleriyle engelleyemezsiniz; yıkılan empati duygusu polisle yeniden inşa edilemez. Karar vericilerin bu durumu öncelikli bir kamu sağlığı meselesi olarak kabul etmesi gerekiyor. 

Çözüm ise; kutuplaştırma siyasetini biran önce terk ederek, adalete ve ekonomiye olan güveni koşulsuz inşa etmekten geçiyor. İktidarın şunu çok iyi görmesi lazım. Sokaklarda birbirine selam vermekten korkan, yarınından umudunu kesmiş bir toplum yarattığınızda; yaptığınız yolların, diktiğiniz binaların hiçbir anlamı kalmaz. İnsanı yaşatamazsanız, yönetebileceğiniz bir memleket de bulamazsınız!



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!