Kayıtlar

Boş Tencere Güvenlik Söylemini Yuttu: Sokakta Yeni Bir Umut Doğuyor!

Resim
Son zamanlarda küresel siyasette kartlar yeniden dağıtılıyor; dünya adım adım "Netanyahu sonrası" Orta Doğu’yu, "Trump ve Putin" denklemini, Avrupa'da tırmanan yeni dengeleri konuşuyor. Almanya’sından İngiltere’sine kadar her ülke rüzgarın yönüne göre yelken tazeliyor.  Peki dışarıda eksenler böylesine kayarken, içeride ne oluyor?  Ekranlarda izlediğimiz tartışmaların ve sokaktaki havanın net bir şekilde ortaya koyduğu bir gerçek var. İktidarın yıllardır tıkır tıkır işleyen "güvenlik ve korku" siyaseti artık dikiş tutmuyor.   ​Sebep aslında son derece yalın ve insani.  ​Bir ülkeyi yönetenlerin elinde vatandaşa sunabileceği somut bir refah artışı, düşen bir enflasyon ya da mutfağı rahatlatacak bir tablo kalmadığında, en kestirme yol her zaman güvenlik risklerini öne çıkarmak olmuştur. "İsrail bize saldıracak", "Jeopolitik tehlikedeyiz", "Ben gidersem devlet çöker" söylemleri tam da bu mantığın ürünü. Anc...

Bir Hastane Fiyatına Üç Hastane: Geleceğimiz İpotek Altında!

Resim
Baştan söylemeliyim ki devleti yönetenlerin asıl vizyonu, topladığı vergileri nereye ve kimin için harcandığında belli olur.  Son açıklanan rakamlara baktığımızda, vatandaşın payına sürekli kemer sıkmak düşerken, bir avuç müteahhidin payına ise tıkır tıkır işleyen döviz garantileri düşüyor. ​Devletin kendi imkanlarıyla yıllar önce yaptığı köprü ve otoyolları düşünün...  Geliri her geçen gün artan bu kamu malları için "Yıllık 300 milyon dolar bakım masrafı var" denilerek satılma planları yapılıyor.  Ama Yap-İşlet-Devret adı altında özel şirketlere yaptırılan şehir hastanelerine gelince işin rengi değişiyor. O satılmak istenen köprülerin bir yıllık bakım masrafı kadar para, sadece 35 günde 18 şehir hastanesini işleten şirketlerin hesabına "kira ve hizmet bedeli" olarak yatırılıyor. ​Rakamlar gerçekten korkunç. 2026’nın ilk 8 ayında 18 şehir hastanesine ödenen para 2 milyar 100 milyon doları, yani 100 milyar liranın üzerini buldu. Günlük 8,5 milyon dolardan...

Yoksulluk Barajda Kalıyor: Eğitimde Adalet Nerede Sayın İktidar?

Resim
Bir ülkenin en büyük sermayesi beton yığınları veya şatafatlı binaları değil; sınıflarda geleceği hayal eden, zihni sorularla dolu çocuklarıdır. Ne var ki bizler, yıllardır çocukluğumuzu ve gençliğimizi birkaç saatlik sınav kâğıtlarının soğuk gölgesine mahkûm ediyoruz. Bir çocuk neden öğrenir? diye sormak lazım yöneticilere. Tabi ki dünyayı anlamak, problem çözmek ve kendi geleceğini inşa etmek için.  Biz ne yapıyoruz?  Onlara düşünmeyi değil, şıklar arasında sıkışıp kalmayı öğretiyoruz.  Müfredatımız hâlâ ezberci, eleştirel düşünmeden uzak, dijital dünyanın hızına ayak uyduramayan, analitik becerilerden yoksun.  Tabii ki bu şekilde bir nesil yetiştirip küresel dünyada harikalar yaratmalarını onlardan bekleyemezsiniz.  Eğitim, sınav takvimlerini değiştirmekten ibaret değil, düşünceyi özgürleştirmek ve beceri kazandırmaktır.   ​Üstelik bu kurgunun içinde derin bir adaletsizlik büyüyor. Uluslararası ve ulusal eğitim raporları, ailelerin sosyo...

Avrupa Sosyal Konut Üretiyor, Biz Rant: Barınma Lüks Değil Anayasal Haktır!

Resim
Bugün bu ülkede milyonlarca insan, sabah uyandığında hayatını nasıl daha iyi bir geleceğe taşıyacağını değil; ay sonunda ev sahibine ne diyeceğini, kirayı ödedikten sonra mutfağa nasıl erzak sokacağını düşünüyor. İnsanlığın en temel, en ilkel gereksinimlerinden biri olan barınma ihtiyacı; ne yazık ki bu topraklarda bir uzay teknolojisi, ulaşılması imkansız bir lüks haline getirildi. Bir an durup hatırlayalım: Barınma bir ayrıcalık değildir; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda açıkça güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır. Ancak ne acıdır ki bu mukaddes hak, piyasa vahşetinin ve basiretsiz ekonomi politikalarının çarkları arasında her gün biraz daha çiğneniyor.  ​Peki, Türkiye nasıl oldu da kelimenin tam anlamıyla bir "kira cehennemine" dönüştü? Sulh hukuk mahkemeleri açılan tahliye ve kira tespit davalarıyla kilitlendi; ev sahibi ile kiracı komşular birbirine düşman edildi.  ​Nedenlerini an...

Çevre Kanununu Çıkaran Meclis Kendi Yasasını Çiğniyor!

Resim
​Türkiye Büyük Millet Meclisi Ana Bina bünyesinde yer alan, milletvekillerinin ve personelin yemek yediği alt ve üst üyeler lokantaları ile yemeklerin hazırlandığı mutfağın hemen yanında biriken moloz yığını büyük bir çevre ve sağlık riski oluşturuyor. Yaklaşık 8 ay önce tamamlanan tuvalet tadilatlarının ardından alanda bırakılan moloz, hurda ve atık yığınları tüm uyarılara rağmen hâlâ kaldırılmadı. ​Personelin ve Yemek Alanlarının Ortasında Moloz Dağları ​Meclis çalışanlarının ve milletvekillerinin yoğun olarak kullandığı ortak alanların ile mutfak çevresinin tam ortasında biriken bu pislik, personelin tepkisine yol açıyor. 4 katlı ana binanın camlarından atılan inşaat artıkları, ahşap ambalaj malzemeleri, kablo makaraları ve atıklar hem hijyenik açıdan büyük endişe yaratıyor hem de yayılan toz ve düzensiz yapı nedeniyle ciddi bir sağlık ve güvenlik riski oluşturuyor. ​Mevzuata göre kamu binalarındaki tadilat atıklarının belediye döküm sahalarına t...

Önlük Var, Yemek Yok: Bakanlık Şekille, Aileler Geçimle Uğraşıyor!

Resim
Eylül geldiğinde içimizi tatlı bir telaş kaplardı eskiden. Yeni defterlerin o kendine has kokusu, silgilerin yumuşaklığı, yeni bir önlük ya da formanın getirdiği heyecan… Okul zili çaldığında, çocukluğumuzun en şenlikli anı başlardı. ​Şimdi o ziller yine çalıyor. Ama bu defa çocuklarımızın neşesi için değil, anne babaların çaresizliği için çalıyor sanki. Her okul zili, milyonlarca evin salonunda ağır bir sessizlikle, tutulan bir nefesle çınlıyor: "Biz bu yükün altından nasıl kalkacağız?" ​Bugün Türkiye’de bir çocuğun okuması, hayallerine koşması değil; bir ailenin belinin bükülmesi demek. Eğitim-İş’in açıkladığı rakamlar soğuk birer istatistik gibi duruyor kağıtta. "Lise öğrencisinin kırtasiye ve giyim masrafı 26 bin lirayı buldu" deniyor. Oysa o rakamın arkasında; evladına yeni bir ayakkabı alırken içi cız eden babalar, beslenme çantasına koyacak bir parça peyniri kara kara düşünen anneler var. Üstelik Anayasa'da parasız olduğu belirtilen devlet ...

​Sattıkça Satıyorlar, Sattıkça Bitiyoruz!

Resim
Bir iktidarın ekonomi yönetimi düşünün ki, krizden çıkmak için tek bildiği reçete satmak. Fabrikaları, limanları, madenleri sattılar… Cumhuriyet’in onlarca yılda biriktirdiği ne kadar kamu varlığı varsa göz açıp kapayıncaya kadar elden çıkarıldı. ​Peki, sonuç ne oldu?  Kasa yine boş, bütçe yine delik deşik. ​Şimdi bakıyoruz; gözlerini bu milletin vergileriyle yapılmış köprülere ve otoyollara dikmiş durumdalar. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, çevre yolları, otoyollar... AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan karara göre bunların işletme ve gelir hakları kiralama ya da gelir ortaklığı adıyla özel sektöre devredilecek.  ​Açıkça soralım: Bunun adı özelleştirme değil de nedir?  ​Süreçteki pişkinlik ise insanı hayrete düşürecek cinsten. Yeni Parti Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, daha bir yıl önce Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e soru önergesi vererek  " Köprü ve otoyolları satmaya mı hazırlanıyorsunuz?" diy...