Kayıtlar

​"Biz Bu Topraklara Ne Yaptık?"

Resim
Dün akşam pencerenin kenarında, dışarıdaki gri ve ağır havaya dalıp gitmişken televizyon izleyen yaşlı annem ekranda art arda geçen sel, toprak kayması ve kuraklık haberlerini gösterdi ve  " Oğlum,"şu televizyondaki sel ve yıkım haberlerini görünce içim parçalanıyor. Eskiden ne böyle bir yağmur yağardı ne de ortalık böyle afetler görürdü... Biz bu topraklara ne yaptık böyle?" diye sordu. Annemin o masum ve kaygılı bakışları, bu konuda daha önce eleştirel birçok haber yazan bir gazeteci olarak beni yerime çiviledi. O an fark ediyorum ki, doğanın çığlıklarını sadece birer "haber malzemesi" yapmışım. Onu bu hale getirenleri eleştirirken bile araya hep o soğuk mesafeyi koymuşum. Oysa mesele sadece haber yapmak değil, annemin o saf sorusundaki acı gerçeğin ta kendisiyle yüzleşmekmiş. ​Bugün size kendi penceremden, doğanın yerine koyarak değil ama onunla aynı havayı soluyan, annesinin o haklı kaygısını yüreğinde hisseden biri olarak seslenmek istiyorum. ...

​Ritmi Olan Toplumlar Makbuldür!

Resim
Zaman zaman bazı ilahiyatçılar veya yazarlar, İslami açıdan dans etmenin, çalgı çalmanın veya bazı eğlence türlerinin mekruh ya da haram olduğuna dair görüşler paylaşarak hayatı daraltan, çağdışı bir perspektif sunarlar. Oysa dünyaya geldiğimiz ilk andan itibaren kulak verdiğimiz o ilk ses, kalbimizin attığı ritimdir. Anne karnındaki sükûneti bozan o ilk gümbürtü, varoluşumuzun en eski müziğidir. Kimi bir flütün nefesinde, kimi toprağa vuran ayak seslerinde kendini bulur. ​Peki, bu köhne ve yasakçı zihniyetin aksine, neden "ritmi olan, dans eden toplumlar makbuldür?" ​Ben her zaman, bir toplumun ruhunu anlamak için kütüphaneleri kadar meydanlarına ve danslarına da bakılması gerektiğine inanırım. Sözcüklerin tükendiği yerde dans devreye girer; çünkü dans, bedenin en dürüst dilidir. Ritmi olan bir toplumda birey kabuğundan çıkar; ayaklarını yere vururken toprağın, kollarını uzatırken de özgürlüğün tadına varır. Bedenin özgürleştiği yerde zihin de prangalardan kurtul...

​Yoğun Bakım Kapılarında Sönen İradeler: Türkiye’de Hasta Hakları!

Resim
​Geçen gün bir arkadaşım, hastanede yatan ablasının odasında yaşananları gözleri dolu dolu, bizzat yaşayarak anlattı; o an kelimeler boğazıma düğümlendi. Arkadaşımın bilinci yerinde olan ablası, bir devlet hastanesinin soğuk koridorlarında, "Ben yoğun bakıma gitmek istemiyorum, o odada kalmak istemiyorum. Beni oraya götürmesinler" diye yalvarmış, bedeniyle ve sözleriyle buna açıkça karşı koymuştu. Ne yazık ki arkadaşımın ve hasta ablasının  bu net iradesine ve itirazlarına rağmen o odaya götürüldüğü ve çok geçmeden oradan acı haberinin geldiğini öğrendim. ​Arkadaşımın, hastane odasındaki çaresizliği aktarırken kurduğu her cümle, Türkiye'deki devlet hastanelerinde insan hayatının ve en temel iradenin nasıl bir çırpıda harcandığının acı bir kanıtıydı sanki. ​Akademik ve hukuki incelemeler, hasta haklarının modern bireyin en temel, vazgeçilmez insani değerlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor. Anayasamızın 17. maddesi, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ha...

Üniversitelerden Mahallelere Sırbistan Bize Ne Söylüyor?

Resim
Son günlerde Sırbistan’dan gelen haberleri okurken, insanın içinden gayri ihtiyari "Hey gidi günler bu da mümkünmüş" demek geliyor. Oradaki öğrenciler ve yurttaşlar, yukarıdan aşağıya işleyen, liderlerin iki dudağı arasına sıkışmış geleneksel siyaset çarkına razı olmadılar. Üniversite kürsülerinden mahallelere uzanan plenumlar (Tüm Üyelerin Katıldığı Toplantı) kurmuşlar; yani herkesin söz alabildiği, kararların tartışarak ve uzlaşmayla alındığı devasa bir doğrudan demokrasi sofrası oluşturmuşlar. ​Üstelik bu işi sadece lafta bırakmamışlar. 250 kişilik milletvekili listesini bile öyle bir süzgeçten geçirmişler ki, ne iktidarın eski kadrolarına ne de yerleşik muhalefetin tepe yöneticilerine kapı açmışlar.  Listeyi fakülte fakülte, kent kent dengeli bir şekilde dağıtıp birbirlerini denetletmişler. Sonuçta ortaya profesörlerin, işçilerin, sanatçıların ve aktivistlerin yer aldığı gerçek bir halk temsilciliği çıkartmışlar. ​Programlarının özü ise cuk oturuyor diyebili...

İktidarın Bütçe Çelişkisi Ortaya Çıktı!

Resim
​Bütçe görüşmelerinin başladığı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nun da yaşananlar, Türkiye’nin ekonomik ve idari tablosunun durumunu tam olarak ortaya koyuyor.  ​Komisyon tutanaklarına da giren en sert tartışmalardan biri, son dönemde binlerce vatandaşı mağdur eden fon süreci üzerinden yaşandı. Yüz milyarlarca liralık büyüklüğe ulaşan bu süreçteki kayıplar ve denetim mekanizmalarının işletilip işletilmediği bütçe görüşmelerine de yansıdı.   ​Tartışmalar sırasında, fonlarda yaşanan kayıpların ve yatırımcıların düştüğü durumun ele alınış biçimi dikkat çekiyor. Bir tarafta enflasyondan korunmak için bu araçlara yönelen dar gelirli vatandaşların mağduriyeti dile getirilirken, diğer tarafta denetim mekanizmalarının zayıflığına ve bürokratik sorumluluklara dikkat çekiliyor. Muhalefet milletvekilleri, devletin kritik kurumlarının bu süreçte yeterli koruyucu adımı atamadığını ısrarla savunmaya devam ediyor. ​ Bakın üzerinde durulan bir diğer konu ise, vergi artışlarının ...

Sivas'tan Erzincan'a Demokrasi Fırtınası: "Oyunları Bozma Vaktidir!"

Resim
Özel Haber Yeni Parti'nin il ve ilçe kongreleri tüm hızıyla sürüyor. 20. Dönem Sivas Milletvekili Mahmut Işık’ın divan başkanlığında adeta bir demokrasi şölenine dönüşen kongreler dikkat çekti. Partinin duayen siyasetçilerinden biri olan Mahmut Işık'ın başkanlığında, Sivas’ın ardından Erzincan İl Başkanlığı seçimleri de büyük bir coşku, yoğun katılım ve kararlılıkla tamamlandı. Binlerce Erzincanlının katıldığı kongrede, mevcut İl Başkanı Cevdet Ersoy tek aday olarak itirazsız bir şekilde yeniden güven tazeledi. 18 Ekimde gerçekleştirilen önseçimin ardından, 26'sında yapılan il kongresi coşku dolu anlara sahne oldu. "Yeni Parti" vurgusu ve türkülerin eşlik ettiği salonda; il başkanı, yönetim kurulu asıl ve yedek üyeleri, disiplin kurulu ile kurultay delegelerinin seçimi son derece canlı ve heyecanlı bir atmosferde gerçekleştirildi. Kongrede Genel Başkan Özgür Özel başta olmak üzere İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan...

Erenlerin Dilinden İktidar Sahiplerine Tarihi Mesajlar!

Resim
Gönlüm yorgun, gözüm sokaktaki vatandaşın boş kalan filesinde. Dünün erenleri, dervişleri bu topraklardan geçeli asırlar oldu ama bıraktıkları sözler, bugünün tablosuna öyle bir ayna tutuyor ki... Kaygusuz Abdal’dan Pir Sultan’a, Yunus’tan Kul Himmet’e kadar o bilge ozanlar halkın derdini dert edinmiş, haksızlığa karşı dimdik durmuşlardı. Bugün aramızda olsalardı, muhtemelen tahtlarında kurulanların hâline bakar, sazın telini en sertinden vururlardı. ​Çarşıya pazara çıktığımda karşılaştığım manzara bana hep o dervişlerin dilini hatırlatıyor. İnsanlar bir lokma ekmek peşinde ömür tüketirken, bir avuç imtiyazlı kesimin bolluk içinde yüzmesi, hak ve adalet terazisinin nasıl da şirazesinden çıktığını gösteriyor. ​Yunus Emre’nin o meşhur dizesi kulaklarımda çınlıyor: " Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?" Dünya malına tapınanları, elindekini haksızca çoğaltanları işte bu dizelerle uyarıyor bilge ozan. Bugün ülkeyi yönetenlerin zihniyeti de bundan pek fa...