Sanayi Bitti, Çarklar Ranta Dönüyor!

​Kürsüye çıkıp parlak tablolar, devasa ihracat rakamları ve "uçuyoruz" masalları anlatmak kolay. Zaten meclis salonlarında her bütçe döneminde aynı nakaratı dinliyoruz. Bakan Bey çıkıyor, sanki İsviçre’de ya da Güney Kore’de bir ekonomi yönetiyormuş gibi harika bir tablo çiziyor. "AR-GE şöyle arttı, teknoloji böyle uçtu, dev fabrikalar kuruldu" diyor. 

Peki, el insaf; bu kadar harika giden bir ekonomide, bu kadar büyüyen bir sanayide bizim sokaktaki insanımız, esnafımız, işçimiz neden bunlardan bir gram refah görmüyor?  
​Kâğıt üzerinde hazırlanan o süslü sunumlar, maalesef saatin tik-takları gibi geriye sarılan hayatların gerçeğini gizleyemiyor. 

Bugün Türkiye’nin sanayisi resmen can çekişiyor; adı koyulmamış ama derin bir "erken sanayisizleşme" süreci yaşanıyor. Millî gelirimiz içindeki imalat sanayisinin payı yüzde 22'lerden yüzde 15'lere kadar gerilemiş durumda. Fabrikalar kepenk kapatıyor, tırlar artık yeni hammadde getirmek için değil, sökülen fabrikaları yurt dışına taşımak için kapılara yanaşıyor. Ama bizim bakanlığımıza kalsa, her şey güllük gülistanlık!  

​Bakın, esnafın, KOBİ'nin kapısını çalan var mı? Adamlar yüksek faizlerin altında eziliyor. Bankalar kapısını kapatmış, ticari krediler el yakıyor, karşılıksız çekler patlamış, binlerce şirket konkordato ilan ediyor. KOBİ'lerin borçları 7 trilyon lirayı aşmış, takipteki krediler dağ gibi büyümüş. Emek yoğun sektörler; yani tekstil, hazır giyim, deri, mobilya yerle bir olmuş. Yüz binlerce insan işini kaybetmiş. Siz çıkmış hâlâ "İstihdamı koruduk" diyorsunuz. Hangi istihdamı korudunuz? İnsanlar dikiş makinelerini, torna tezgâhlarını satıp kafe açma peşine düşmüş; bu ülkeyi kahve satarak zenginleştireceğinizi mi sanıyorsunuz?  
​
İşin daha da acısı, bu iktidarın stratejik körlüğü. Dünyada işler değişiyor. Avrupa Birliği "Made in Europe" diyerek yeni koruma duvarları örerken, bizimkiler hâlâ Çinli otomotiv devlerine kırmızı halılar serip yerli markamız Togg’un önünü kendi elleriyle kesmekle meşgul. Adamlara milyarlık vergi kıyakları yapılıyor, ortada ne fabrika kalıyor ne yatırım; ama kaybeden yine yerli üretici, yine bu ülkenin insanı oluyor.  
​
Gelin biraz da coğrafyaya bakalım. Bu ülkede "bölgesel kalkınma" denilen şey sadece sözden ibaret. İstanbul’a, Batı’ya oluk oluk akıtılan destekler, Doğu’ya, Güneydoğu’ya gelince kesiliyor. Van’ın, Hakkâri’nin, Ağrı’nın, Batman’ın gençleri iş bulamadığı için göç yollarına düşerken, siz kalkıp bütçenin aslan payını üretime değil, güvenlikçi politikalara ve silahlanmaya akıtıyorsunuz. GAP’ın ne hâle geldiği ortada; bölgenin enerjisi batıya taşınırken, oradaki çiftçi tarlasını sulayamıyor, DEDAŞ zulmüyle baş başa bırakılıyor.  

​Son yıllarda bu ülkenin iliğine kadar sömürüldüğü bir başka büyük felaket de fon vurgunları, borsa oyunları oldu. Ülkenin milyarlarca doları bu kifayetsiz ve denetimsiz düzen yüzünden buharlaşırken, fabrikalar iflasın eşiğine geldi. Ama hâlâ koltuklarında oturanlar, millete hesap vermek yerine başarısızlıklarını başarı gibi pazarlamaya devam ediyorlar.  
​
Özetle, sanayi bir ülkenin sadece tabelası değildir; sanayi istihdamdır, orta sınıftır, gelecektir, bağımsızlıktır. Siz üretimi desteklemek yerine bir avuç rantçıya, foncuya ve yandaşa alan açarsanız; bu ülkenin gençlerini, mühendislerini, işçilerini yoksulluğa mahkûm ederseniz bu işin faturası çok ağır olur. O şatafatlı broşürleriniz, renkli grafikleriniz gerçeği örtmeye yetmez. Bu millet, üretenin değil rantın yanında duran bu düzeni ilk seçimde hak ettiği yere gönderecektir! diyelim yazıya noktayı koyalım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zarafeti ve Bilgeliğiyle İz Bırakan Bir Yaşam: Nursen Güngör’e Veda

​Sivas’ın Sarp Yamaçlarında Hüzünlü Bir Tanıklık: Bir Anne Keçinin Sessiz Çığlığı!

CarrefourSA İşçileri Ayaklandı: "Sendikal Bürokrasi ve İşveren Baskısına Dur De!"