Sandıkta Emanet, Masada Ticaret, Seçmen İradesine Büyük İhanet!

​​Türk siyasetinde son yıllarda en çok duyduğumuz laf herhalde "yerli ve milli" oldu. Liderler ne zaman sıkışsa, ne zaman bir konuyu kapatmak istese hemen bu söze sarılıyor. Seçim zamanı meydanlarda bu kavram dilimizden düşmüyor. Ama perdeyi biraz kaldırdığımızda, ne yazık ki arkasında değerler değil; kişisel çıkarlar, koltuk sevdası ve büyük pazarlıklar çıkıyor.
​Peki, süslü lafları bir kenara bıraktığımızda asıl tablo ne?
​Gündüz halkın karşısına geçip "memleket sevdası" anlatanlar, gece olunca kapı arkasında hangi makamı, hangi imkanı kapacaklarının hesabını yapıyor. Dün TV ekranlarında birbirine "hain", "satılmış", "düşman" diyenler; ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi kol kola girip poz veriyor. Buna da utanmadan "siyasi olgunluk" veya "devlet aklı" diyorlar. Oysa bunun adı olgunluk falan değil; düpedüz yolsuz bir ilkesizliktir.
​İşin en üzücü tarafı da bu tiyatronun, kendilerine gerçekten inanan, karda kışta sandığa gidip oy veren vatandaşın gözünün içine bakıla bakıla oynanması. İnsanların umutla, güvenle verdiği oylar; siyaset pazarlarında adeta bir mal gibi takas ediliyor. Sandığa giderken "milli irade" denilen seçmen, iş koltuk paylaşımına gelince tamamen unutuluyor.
​Bu tabloyu tek tek siyasetçilerin kişisel hatası sanmak da yanlış. Asıl sorun, parti liderlerinin buna göz yumması, hatta çanak tutması. Kendini milletin temsilcisi sanan liderler; mecliste üç sandalye fazla kazanmak ya da rakibine hava atmak için dün demedik laf bırakmadıkları isimleri bugün rozet takarak karşılıyor. Dün sövdüğüne bugün sarılmak bir zeka göstergesi değil, açıkça bir duruş kaybıdır.
​Şimdi sormak lazım:
​Rantın, koltuğun peşinde koşanları alkışlayarak hangi ilkeden bahsedeceğiz?
​Vatandaşın helal oyunu kişisel geleceğe satmanın neresi "milli"?
​Gerçek yerlilik ve millilik; sandıktan çıkan iradeye, halka verdiğin söze sadık kalmaktır. Duruş sahibi olmak; çıkarın için değil, inandığın ilkeler için dimdik durabilmektir. Rüzgar nereden eserse oraya dönenler, cebine göre parti değiştirenler ve bunlara kucak açan liderler; siyaseti güvenilecek bir kurum olmaktan çıkarıp bir tüccar tezgahına dönüştürdü.
​Ahlakın bu kadar ucuza satıldığı, ilkelerin hiçe sayıldığı bir yerde ne "yerlilik" kalır ne de "millilik". Bugün milletin gözü önünde yaşanan bu durum; sadece derin bir ilkesizlikten ibarettir. Ve kimse unutmasın: Omurgasız adımlarla yola çıkanlar, geleceğe ancak silinip giden birer leke olarak kalacaklardır! Tabii ki ilkeli olan siyasetçilere sözümüz 'meclisten dışarı' diyelim ve noktayı koyalım.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zarafeti ve Bilgeliğiyle İz Bırakan Bir Yaşam: Nursen Güngör’e Veda

​Sivas’ın Sarp Yamaçlarında Hüzünlü Bir Tanıklık: Bir Anne Keçinin Sessiz Çığlığı!

CarrefourSA İşçileri Ayaklandı: "Sendikal Bürokrasi ve İşveren Baskısına Dur De!"