Pollyanna Ekonomisinin Şeffaflık Korkusu!
Ne yazık ki pratikte süreç sık sık bu yoldan sapıyor. Asıl mesele araştırılacağına, kamuoyunun dikkatini dağıtmaya dayalı bir "gündem değiştirme" çabası öne çıkıyor. Bu da genelde iki tanıdık adımla yapılıyor.
Birincisi meseleyi magazinleştirip odak kaydırmak.
Yani milyonlarca doların nerede olduğu, teknik hatalar veya denetimdeki ihmaller konuşulmasın diye konu hızla popüler isimlere çekiliyor. Şov dünyasındaki iddialar, lüks tüketim ya da kimin nasıl yaşadığı gündem yapılıyor. Böylece sistemik ve teknik bir kriz, magazin malzemesi haline getirilerek sulandırılıyor.
İkincisi ise suçu dış faktörlere atmak.
Bu da magazinleştirme yetmediğinde "küresel komplolar" veya soyut kriz söylemleri devreye giriyor. Kurumsal ihmalleri ve denetim eksikliklerini kabul etmek yerine, yaşanan her şeyi dış güçlerin ya da gizemli etkenlerin üzerine yıkmak en kolay kaçış yolu oluyor. Böylece asıl sorunla yüzleşmek sürekli erteleniyor.
Özetle hesap verilebilirliğin olmadığı, sorunların magazin haberleriyle ya da komplo teorileriyle geçiştirildiği bir ortam, sadece yeni krizlere davetiye çıkarır.
Pollyanna gibi "Olsunnn her şey çok güzel olacak, dert etmeyin; günü gelince suçu atacak başka bir gerekçe nasıl olsa buluruz" rahatlığıyla hareket etmek o an için konforlu gelebilir. Ancak bu yaklaşım da, uzun vadede sistemin tamamına olan güveni temelinden sarsar!
Yorumlar
Yorum Gönder