Hakikatin Suçu Ne?
Son iki gündür mesleğimizin ve memleketin üzerine çöken o tanıdık ağırlıkla güne başlıyoruz. Şöyle bir haber akışına bakıyorum; milyarlarca liralık karanlık ilişkiler, fon skandalları, şaibeli para hareketleri havada uçuşuyor. Ama oklar, bu pisliği temizleyecek adımlara değil, tam da bu karanlığa fener tutmaya çalışan meslektaşlarımıza dönüyor.
Sadece 48 saat içinde, kamusal sorumlulukla haber peşinde koşan arkadaşlarımızın birbiri ardına gözaltına alınması, ev baskınlarıyla güne başlaması ve tutuklanması karşısında susmak, her şeyden önce mesleki onurumuza aykırı. Bizler haberciyiz; işimiz soru sormak, gerçeği aramak ve topluma aynayı tutmaktır. Şimdi hep birlikte sormak zorundayız: Gerçekten neyi gizlemeye çalışıyorsunuz?
Hukuk devletinde bir skandal patlak verdiğinde asıl sorgulanması, yargılanması ve hesabını vermesi gerekenler o usulsüzlüklere imza atanlardır. Ancak ne hikmetse bizde operasyonların hedefi hep o haberi yapan, gerçeği yazan gazeteciler oluyor. Gazeteciyi susturarak, kelepçe takarak ya da gözdağı vererek o skandalları silemezsiniz. Bu tutum skandalı yok etmediği gibi, kamuoyunun zihnindeki "Acaba üstü mü örtülüyor?" şüphesini katlayarak büyütür.
İktidarın ve yargı mekanizmalarının Basın Özgürlüğü Günlerinde sunduğu süslü laflar değil, icraatlarıdır belirleyici olan. Gazetecilik bir suç değildir; birilerinin huzurunu kaçırmak pahasına halkın haber alma hakkını savunmaktır.
Eğer bu ülkede gerçekten adaletten, şeffaflıktan ve temiz bir toplumdan söz edeceksek; işe basının sesini kısmakla değil, o sesin işaret ettiği şaibelerin üzerine cesaretle gitmekle başlanmalıdır.
Bizler kalemimizi satmak, gerçeğe gözümüzü kapatmak için değil; her şartta hakikati yazmak için bu mesleği seçtik. Manşetleri gözaltı haberleriyle doldurmak karanlığı temizlemez.
Gerçeğin sesini susturmak yerine, o sesin aydınlattığı karanlık köşelerle yüzleşmek bu ülkeye karşı en büyük sorumluluğumuzdur!
Yorumlar
Yorum Gönder