Mesele Fezleke Değil, Siz Hâlâ Anlamadınız mı?

Türkiye siyasetinde sandık yaklaştıkça veya muhalefet blokundaki aktörler arasındaki birliktelik görüntüsü güçlendikçe, siyaset alanının yargısal süreçlerle daraltılması çabalarına sıkça rastlıyoruz. Son dönemde Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel hakkında hazırlanan ve gündeme getirilen "zincirleme şekilde rüşvet almak" suçlamasını içeren fezleke süreci, sadece muhalefette değil, toplumun adalet duygusuna inanan geniş kesimlerinde ciddi bir tepki dalgasına yol açtığını görüyoruz.

Sosyal medyayı çok iyi takip eden ve kullanan vatandaşlar, ​bu tepkinin temelinde yalnızca kişisel bir savunma refleksinin yatmadığını dille getiriyor. Ve ekonomik kriz, uluslararası anlaşmalar ve çerçeve yasa ile ilgili bilinmeyenlerin gündem olmamasını isteyen iktidarın, muhalefet belediyelerine operasyonları devam ettirdiğini, halkın desteğini arkasına almayı başaran Özgür Özel ve arkadaşlarıyla ilgili meclise yollanan tomarla fezlekelerin gündem olmasını istediğini artık görüyor. Sandığına bağlı Türk kamuoyu bu hamlenin siyasi mantığını ve zamanlamasını okuma konusunda oldukça tecrübeli olduğunu bir kez daha bizlere gösteriyor.

​Siyasi analizcilerin ve kamuoyunun ortak gözlemi; Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi muhalefetin kilit aktörlerinin sergilediği koordineli görüntü ile tabanda oluşan sinerjinin, iktidar kanadında stratejik bir tedirginlik yarattığı yönündeki algıyı güçlendiriyor. 

Anket sonuçları, yerel seçimlerin ardından muhalefet cephesinde yakalanan ivme ve halkın ekonomik kriz başta olmak üzere günlük sorunlara odaklandığı bir ortamda, muhalefet liderlerini adli iddialarla yıpratma çabaları çoğu zaman ters tepiyor.

​Siyasette "meşruiyet" sandıktan ve toplumsal rızadan beslenir. Muhalefet figürlerinin adli mekanizmalar üzerinden hedeflenmesi, muhalefet seçmenini konsolide etmekte, kararsız seçmende ise "siyaseten baş edilemeyen rakiplerin hukuk yoluyla engellenmeye çalışıldığı" algısını pekiştiriyor.

​Türk siyasi tarihi, yargı süreçleri veya hukuki yaptırımlarla önü kesilmeye çalışılan aktörlerin toplumsal desteğini nasıl artırdığına dair sayısız örnekle doludur. Örnek mi? 

Recep Tayyip Erdoğan 1998 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde okuduğu bir şiir nedeniyle hapis cezası alan ve siyasi yasaklı hale getirilen Recep Tayyip Erdoğan örneği, bu durumun en somut göstergesidir. Dönemin yerleşik gücü tarafından siyasetten silinmek istenen Erdoğan, toplum nezdinde "mağdur" konumuna yükselmiş ve bu süreç AKP’yi iktidara taşıyan ana motivasyonlardan biri olduğunu hepimiz biliyoruz.

Gelelim ​Ekrem İmamoğlu'nun 2022 yılında YSK soruşturması ile hakkında verilen siyasi yasak kararı ve hukuki süreçler, muhalefetin daha da kenetlenmesine. Bu durum 2024 yerel seçimlerinde İstanbul başta olmak üzere ülke genelinde tarihi bir farkın ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştı.

​Bu tarihsel tecrübeler gösteriyor ki; seçmenin sandıkta kurduğu iradeyi yargısal araçlarla esnetmeye çalışan iktidar odaklarına yarar değil, aksine sstratejik hatalar yaptıran bir bumeranga dönüşüyor.

​İktidarın ve destekçilerinin muhalefeti fezlekeler ve ağır adli ithamlarla baskılama stratejisi iki temel boyutta ciddi hatalar içeriyor. 

Birincisi Hukuki açıdan hukuk devleti ilkesine verilen zarar. Yani suçluluğu kesinleşmemiş yargı kararlarıyla sabitleşmeden, fezleke aşamasındaki iddiaların siyasi söylemlere dönüştürülmesi ve doğrudan mahkûmiyet algısı yaratılması, Anayasa'nın güvence altına aldığı "masumiyet karinesi" ilkesini zedeliyor. Yargının siyasi rekabetin bir parçası veya aracı olarak algılanması, kurumların güvenilirliğini ve ülkedeki hukuki öngörülebilirliği zayıflatıyor.

İkincisi ise siyasi açıdan tepki oylarının konsolidasyonudur. Ağır ve toplum nezdinde inandırıcılık kazanmakta zorlanan iddialarla muhalefet liderlerini hedef almak, muhalefet bloğundaki iç rekabeti ve olası ayrışmaları sonlandırmaktadır. Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş gibi aktörlerin bir arada durmasını pekiştirmekte, seçmende ise kenetlenme duygusu yaratıyor. 

​Bu gerçeklerden sonra siyasette en büyük hata, rakibin gücünü doğru analiz edemeyip meşru rekabet alanının dışına çıkan araçlara başvurmaktır. Muhalefetin oy potansiyelini ve liderler arasındaki uyumu geriletmek yerine adli fezlekelerle gündem değiştirme çabası, iktidar açısından hem hukuki hem de siyasi olarak kaybettiren bir yönteme dönüşmekten başka bir şey değildir. 

Siyasetteki bu basiret bağlanması ve iktidarın yaşadığı derin körlük, kendi sonunu hazırlayan klasik bir stratejik hataya dönüşmüş durumda. Sandığın meşruiyetini ve halkın teraziye koyduğu adalet duygusunu hiçe sayan bu anlayış, muhalefeti zayıflatmak bir yana dursun; İktidar kendi hareket alanını gün geçtikçe daha da daraltıyor. Ve ne yazık ki bu körlük devam ettikçe, tarih bir kez daha aynı kaçınılmaz sonu yazacak gibi görünüyor.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zarafeti ve Bilgeliğiyle İz Bırakan Bir Yaşam: Nursen Güngör’e Veda

​Sivas’ın Sarp Yamaçlarında Hüzünlü Bir Tanıklık: Bir Anne Keçinin Sessiz Çığlığı!

CarrefourSA İşçileri Ayaklandı: "Sendikal Bürokrasi ve İşveren Baskısına Dur De!"