Yargının "Terbiye Aracı" Olarak Kullanılması, Hukuk Devleti'nin En Büyük Düşmanıdır!

Türkiye bugün, sadece ekonomik bir krizle değil, çok daha derin ve yapısal bir "hukuk krizi" ile sınanıyor. Gündelik tartışmaların, sansasyonel manşetlerin ve yargı koridorlarındaki hareketliliğin ardında yatan asıl soru şu: Türkiye, evrensel hukukun ve Medeni Kanun’un güvencesi altında bir hukuk devleti olarak mı yoluna devam ediyor, yoksa sistemik bir "değerler çatışması"nın sonucu olarak farklı bir hukuk anlayışına mı evriliyor?

​Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin temel taşlarından biri olan 1926 tarihli Medeni Kanun, kişiyi dinsel aidiyetinden soyutlayarak "yurttaş" statüsüne yükseltmiş, hukuk önünde eşitliği esas almıştır. Ancak bugün yaşananlar, bu seküler hukuk zemininden sistematik bir kayışın olduğu endişesini doğuruyor.
​Siyasal İslamcı zihniyetin kamusal alandaki ağırlığı, artık yargı kararlarında da hissediliyor. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması, bu kopuşun en somut ve sembolik kırılma noktalarından biridir. Kadına yönelik şiddeti önleme mekanizmasının "toplumsal değerler" gerekçesiyle reddedilmesi, hukukun evrenselliği yerine, teolojik referansların öne çıkarıldığı bir "yeni düzen" arayışının göstergesidir.

​Yargının bir "terbiye aracı" olarak kullanıldığına dair emareler, hukuk devletinin en büyük düşmanıdır. Özellikle muhalif belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar, görevden almalar veya siyasi yasak tehditleri, hukukta "öngörülebilirlik" ilkesini yerle bir ediyor. Burada uygulanan şey, suçun ve suçlunun evrensel tanımlarına dayanan bir ceza hukuku değil; rakibi hukuk dışına iterek etkisizleştirme pratiği olan "düşman hukuku"dur.
​Bu tablonun en net örnekleri ise CHP'nin seçilmiş lideri Özgür Özel'in yanında yer almış belediye başkanlarına yönelik baskılar, yargının yerel yönetimler üzerinde bir "kılıç" gibi sallanması, aslında Türkiye genelindeki muhalefetin nasıl kuşatılmak istendiğinin bir laboratuvarıdır.  Bu dışlayıcı pratikler, yargının tarafsızlığını yitirdiğinin ve bir iktidar aygıtına dönüştüğünün en somut delilleri arasındadır.

​İşte tam da bu yüzden, Türkiye’nin dört bir yanından yükselen "yeter artık" çığlığı, Özgür Özel liderliğindeki muhalefetin etrafında bir direnç hattı oluşturuyor. Halkın Özgür Özel'in peşine takılmasının, meydanlarda buluşmasının altında yatan temel neden; sadece bir parti siyaseti değil, "hukukun, adaletin ve Cumhuriyet değerlerinin yeniden tesisi" talebidir.
​Vatandaş, yargının "yandaş" ile "muhalif" arasında yaptığı ayrımcılıktan yorulmuştur. Bir tarafta hukukun koruma kalkanı altına alınan yandaşlar, diğer tarafta ise en küçük idari işlemle dahi yargının kuşatması altına alınan muhalif belediye başkanları... Halk, bu çifte standardın ancak iktidarın değişmesiyle, yargının üzerindeki siyasi baskının kalkmasıyla son bulacağını görüyor. Özgür Özel’in söylemleri, bu hukuki arayışın ve "yönetimin değişmesi" talebinin bir tercümanı haline gelmiş durumdadır.

​Eğitimden ekonomiye, kadın haklarından yerel yönetimlerin özerkliğine kadar her alanda hissedilen bu "yozlaşma", Cumhuriyet’in yurttaş projesini çökertmeyi hedefliyor. Bolu’dan İstanbul’a kadar yayılan bu baskı atmosferi, ancak kararlı bir toplumsal muhalefet ve yargının yeniden bağımsızlığı ile aşılabilir.
​Türkiye, evrensel normlara mı bağlı kalacak, yoksa "değerlerimize uygun" denilerek evrensel hukuktan koparılmış, keyfi bir düzene mi mahkûm edilecek? 

Tarih bize şunu açık ve net bir şekilde gösteriyor ki, hukuku sadece kendi ideolojisi için savunanların, eninde sonunda o hukukun yokluğunda kendilerinin de boğulacağıdır. Halkın bugün Özgür Özel'e gösterdiği bu yoğun ilgi, bir kurtuluş arayışından öte, hukukun üstünlüğüne ve Cumhuriyet'in eşitlik ilkesine olan sarsılmaz bağlılığının haykırışından başka bir şey değildir!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!