Sınav Kağıtlarından Pasaport Kuyruklarına: Bir Gençliğin Çaresiz Kaçışı!
Gençler, sadece pasaportlarını değil, hayallerini de bu coğrafyadan tahliye ediyor. Havalimanı kuyruklarında, elinde tek yön biletle vedalaşan bir mühendisi, bir hekimi, bir yazılımcıyı düşünün. O bavulda sadece şahsi eşyaları değil; bu topraklara ait yılların birikimi, verilen emekler ve en acısı, "burada bir şeyler düzelecek" inancına dair son kırıntılar da taşınıyor.
Ülkeyi yönetenlerin "yerli ve milli" söylemleri, beyin göçü istatistiklerinin soğuk gerçeği karşısında yankısız kalıyor.
Neden mi? Çünkü genç kuşaklarımız, eğitimin bir "bilim yolculuğu" değil, acımasız bir "eleme yarışı" olduğunu iliklerine kadar hissediyor. Yaratıcılığı ödüllendirmesi gereken eğitim mekanizması; soru köklerini ezberleyip test çözme hızını yarıştıran bir "öğütme aygıtına" dönüşmüş durumda.
Yapay zeka devrimini yakından takip eden donanımlı bir mühendisin, iş bulma aşamasında "eş-dost" ağlarına veya mülakatlardaki siyasi sadakat testlerine takılması, bir nesle yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Siyaset erki, her fırsatta gençlerden bahsetse de onları sadece bir oy deposu veya "yeni seçmen" olarak kodluyor. Oysa onlar, dünyayı parmak uçlarında taşıyan, eleştirel düşünen, sorgulayan bireyler. Onlara sunulan tek seçenek; ekonomik krizin altında ezilmek veya başka ülkelerin kalkınmasına omuz vermek mi?
Bu bir "göç" değil; bu, sürdürülen vasatlık düzenine, şeffaflıktan uzak yönetim anlayışına ve aşınan adalet duygusuna karşı bir "terk ediş" ve protestodur.
Yönetenlerin en büyük günahı, kendi evlatlarını yabancı topraklarda "ikinci sınıf iş gücü" olmaya mahkûm etmesidir. Gidenler sadece nitelikli bireyler değil, Türkiye'nin kendi yarınına duyduğu güvendir.
Eğitimi ideolojik bir aygıt, ekonomiyi bir deney tahtası, gençliği ise bir "sorun" olarak kodlayanlar, aynaya baktıklarında sadece kendi başarısızlıklarını göreceklerdir. Bavullar toplandı, kapılar aralandı. Eğer bu dramı hala "dış mihraklar" veya "tatminsizlik" gibi gerçeklikten kopuk bahanelerle perdelemeye devam ederlerse, yarın bu topraklarda kalkınacak ne bir sanayi, ne bir bilim, ne de bir hayal bulabilirler.
Her yükselişin bir nihayeti olduğu gibi, bu adaletsizlik silsilesi de vadesini doldurdu. Umutları çalanlar, bunun bedelini sandıkta kesinlikle ödeyecektir. Kara düzeni kendi elleriyle inşa edenler bu düzenin enkazı altında kalmaya mahkumdurlar. Evlatlarını elinden kaçıran bir düzen ebediyen ayakta kalamaz. Veda vakti geldiğinde, arkanızda ne göğe yükselen betonlar ne de içi boş vaatler kalacak; geriye kalan tek şey, artık sizi tanımayan bir toplumun kestiği o kaçınılmaz fatura olacaktır.
Ve tarih, gitmek zorunda kalanların masumiyetini değil; bu enkazı yaratanların sessizliğini, vicdanın kara defterine unutulmaz bir utançla not edecektir!
Yorumlar
Yorum Gönder