Gençlerin Ruh Sağlığı Siyasetin Bütçesinde Neden Yok?
Gençlerin Ruh Sağlığı Siyasetin Bütçesinde Neden Yok?
Bir ülkenin en büyük sermayesi, sokaklarında koşan çocukları ya da fabrikalarında ter döken işçileri değil; o ülkenin yarınına inanan, sabah uyandığında "Bugün güzel bir şeyler olabilir" umudunu taşıyan gençliğidir.
Ancak bugün Türkiye’de milyonlarca genç; gözleri cam gibi parlayan bireyler olmaktan çıkmış, sabahları tünelin ucundaki ışığı değil sadece önlerindeki mesaiyi veya aşılması imkânsız duvarları gören sessiz mahkûmlara dönüşmüştür. Listelerin arka sıralarına itilen, "oy" hesaplarının arasında kaybolup giden en büyük gizli krizimiz tam da budur: Gençlerin ruhsal çöküşü ve toplumsal bağlarının sessizce kopuşu.
Bugün kuşağımızın dili değişti. Eskiden gençler gelecekten, hayallerinden, kuracakları yuvadan veya yapacakları buluşlardan bahsederdi. Şimdi lügatımızda tek bir kelime var: 'Tükenmişlik'.
Asgari ücretin ya da hemen biraz üzerindeki rakamların bir kâbus gibi gençlerin üzerine çöktüğü bu dönemde, mesele artık sadece "geçinmek" değil, anlamsızlık. Sabahın köründe kalkıp saatlerce metrobüslerde, otobüslerde sıkışarak işe ya da okula giden, ay sonunu getirebilmek için kırk takla atan bir gencin elinde ne kalıyor?
Bir kahve içmenin, sinemaya gitmenin ya da bir kitap almanın lüks olduğu bir ekonomik düzen...
Kendi ülkesinde yabancılaşmış, birinci sınıf vatandaşlık hakkını yalnızca pasaport kuyruklarında arayan bir ruh hâli...
"Ben ne yaparsam yapayım bu çarkı değiştiremem" inancının yarattığı derin bir çaresizlik...
İktidarın ekonomi bültenlerinde, büyüme rakamlarında ya da "yol yaptık, köprü kurduk" söylemlerinde bu gençlerin ruh sağlığına dair tek bir satır var mı? Yok. Çünkü ruh sağlığı istatistiklere yansıtılamaz; oy sandığında doğrudan karşılık bulmaz. Siyasetin kürsüsünden bakıldığında gençler, ya miting meydanını dolduran coşkulu bir kalabalıktır ya da seçim anketlerinde kaydırılacak bir oran.
Oysa o kalabalığın ardında antidepresan kutularına sarılmış, sosyal medyada gördüğü dünyanın çok uzağında yaşayan, kendi odasında yapayalnız bırakılmış bir nesil var. Psikiyatri kliniklerinin koridorları, üniversite hastanelerinin önleri 18-25 yaş arası gençlerle dolu. Reçeteli psikiyatrik ilaç tüketimindeki artış, memleketin ruhsal tablosunun en net röntgenidir.
Ne okulda ne de işgücünde yer alan, evden dışarı adım atmayan, geleceğe dair tüm bağlarını koparmış yüzbinlerce genç ev hapsi yaşıyor. Bu, sadece ekonomik bir kayıp değil; toplumsal hayatın damarlarından kan çekilmesidir. Gidenler sadece mesleklerini değil aidiyet duygularını da götürüyor; kalanlar ise "Neden ben de gitmedim?" suçluluğuyla her gün kendi ülkesinde içten içe mültecileşiyor.
Peki, bu krizin baş mimarları ne yapıyor? İktidar, gençlerin ruhsal yorgunluğunu görmezden gelmekte ısrarcı. Her eleştiride gençlere "Çok çalışın, sabredin, hedeflerinize inanın" masalları anlatılıyor.
Ancak sorun tembellik değil, adaletsizliktir. Bir gencin gece gündüz ders çalışıp hak ettiği yere liyakatsizlik yüzünden gelememesi, bir diğerinin ise kural tanımazlıkla en tepeye çıkması ruh sağlığını bozar. İktidar, gençlerin zihnindeki adalet duygusunu dinamitledi, yerine "dayın varsa var, yoksa yok" düzenini getirdi. Sonra da çıkıp "Gençlerimiz neden mutsuz?" diye soruyorlar.
Mutsuzlar, çünkü bu iktidarın vizyonunda gençlere biçilen rol; sorgulamayan, eleştirmeyen, sadece talimatları uygulayan ve krizin faturasını sessizce ödeyen bir kalabalıktan ibaret. Ruh sağlığı, psikolojik destek ve sosyal adalet gibi kavramlar bu zihniyetin bütçesinde yer almıyor. Gençlerin yarınlarına merhem olmak yerine, onları kendi sorunlarıyla baş başa bırakıp dini ve milli hamasetle avutmaya çalışıyorlar.
Bir toplumu dışarıdan hiçbir ordu yıkamaz; ama içeriden böyle bir umutsuzluk dalgasıyla kolayca çökertebilirsiniz. Komşunun komşuya güvenmediği, gençlerin kendi anne babasını bile bu düzenin bir parçası olarak görüp yabancılaştığı, sokaklarda öfkenin ve tahammülsüzlüğün tavan yaptığı bir Türkiye’ye doğru sürükleniyoruz.
Eğer bu iktidar gerçekten bu ülkeyi seviyorsa, ekonomi paketlerinden önce ruh sağlığı reformu yapmak zorundadır. Üniversiteleri korku imparatorlukları olmaktan çıkarmalı, gençlere özgürce nefes alabilecekleri ve fikirlerini söyleyebilecekleri kamusal alanlar yaratmalıdır.
Fiziki olarak ne kadar büyük kalkınma hamleleri yaparsanız yapın; umudunu yitirmiş, ülkesinden uzaklaşmış ve maneviyatı zedelenmiş bir nesil yetiştiğinde o eserlerin hiçbir anlamı kalmayacaktır. Bu acı gerçeği görmezden gelenler, ülkenin yarınlarını yok ederek çok ağır bir bedel ödemek zorunda kalacaklardır!
Yorumlar
Yorum Gönder