CHP'yi Bölmek İsteyen Butlancılara Ve İşbirlikçilerine Halktan Tokat Gibi Yanıt!

​Siyaset, doğası gereği halkın nabzıyla atan, toplumun beklentileriyle şekillenen dinamik bir süreçtir. Ancak bazen, siyasi iklimin elit katmanlarında, gerçeklikle arasına kalın duvarlar ören, kendi yankı odalarına hapsolmuş bir "siyaset mühendisliği" anlayışı türeyebiliyor. 

Bugün, CHP içerisinde "butlancılar" olarak anılan ekip, tam da böyle bir yanılsamanın içinde.
​Sahaya çıkma hazırlığı yapan bu ekibin, toplumun kılcal damarlarından gelen "gelmesinler" çığlığını duyması gerekiyor. Zira sosyal medya paylaşımlarından sokağın en ücra köşesine kadar yansıyan tepkiler, sadece bir kırgınlığın değil; derin bir öfkenin ve "ihanet" olarak nitelendirilen bir hayal kırıklığının dışa vurumu değil de nedir?

​İşin en acı ve vatandaşın vicdanını en çok sızlatan boyutu ise bu ekibin stratejik sığınağıdır. Cumhur İttifakı'nın, "Bu butlan ekibini destekleyelim, CHP'yi bölelim, ne koparırsak kârdır" anlayışına eklemlenmiş bir "butlan" siyaseti, vatandaşın gözünde tüm itibarını kaybetmiştir. Halk, kendi partisini bölmek pahasına siyasi rakiplerine yaslanmayı seçen bu anlayışı, bir siyasi strateji değil, doğrudan bir "ihanet" olarak görüyor.
​Siyaseti, halkın değil de "kendi çıkarı veya karşı tarafın konforu" üzerinden okuyan bu anlayış, seçmenin nezdinde siyasi bir varlık olmaktan çıkıp, tepki çeken bir "yabancı unsur" haline gelmiştir. "Hangi yüzle gelecekler?" sorusunu soran vatandaş, bu "iş birliği kokan" pragmatizme karşı artık bir duvar örmüş durumda.

Yine bu konuda ​kamuoyu araştırmacıları, sahadan gelen verilerin siyasi tarihimizde ender rastlanan bir öfke düzeyine işaret ettiğini belirtiyor. Süreç ilerledikçe; CHP'de işten çıkarmalar, avukatlar aracılığıyla yapılan azil işlemleri ve il atamaları gibi "organize" hamleleri gören seçmen, bugün yalnızca bir lider değişikliği değil, etik bir hesap sorma mekanizması içinde sorumluluklarını yerine getirmeye hazırlanıyor. Yani iktidardan önce butlancılara haddini bildireceklerinin mesajını veriyor.
​"Gittikleri yerlerde gerçeklerle yüzleşecekler" diyen vatandaşın sesi, aslında siyasi okuması zayıflamış, halktan kopuk bir yönetim anlayışına karşı verilen bir "dönüşü olmayan yol" ilanıdır. Butlancıların, "bu tepkiler sönümlenir" beklentisi, aslında onların neden yıllardır iktidar hedefine ulaşamadıklarının ve neden iktidar blokunun "yedek parçası" gibi hareket ettiklerinin en somut kanıtıdır.
​Araştırmaların ortaya koyduğu tablo oldukça çarpıcı: Seçmen, değişimden ve halkın iradesine saygı duyan bir yönetimden yana. Mevcut "butlancı" anlayışın ise, sandıkta temsil gücünü tamamen yitirmesiyle karşı karşıya olduğu görülüyor. Yapılan araştırmalar, bu zihniyetin sandıkta yüzde Bir bile alamayacağını gösteriyor. Vatandaş, bir dönem umut bağladığı, ancak süreç içindeki hamleleriyle güvenini kaybettiği bu ekibe karşı artık oldukça net bir tavır takınmış durumda.
​Sokağa çıkmak, sadece bir ziyaret veya miting değildir; o sokaktaki insanların gözünün içine bakabilmektir. Ancak o gözlerde "beklenti" yerine "sorgulama" ve "öfke" görüyorsanız, siyasi bir tükenmişliğin resmini çiziyorsunuz demektir.
​Siyasetin en büyük yanılgısı, halkın tepkisini "geçici bir kızgınlık" olarak küçümsemektir. Oysa bugün gördüğümüz tablo, çok daha derin ve köklü bir kırılmanın ifadesidir. Butlancılar, sahaya çıktıklarında sadece siyasi rakipleriyle değil, kendi hatalarının ve "karşı tarafa yaslanan" bu siyasi tercihlerinin yarattığı vicdani sorgulamalarla yüzleşecekler.
​Sokak, hakikatin aynasıdır; o aynaya bakmaya cesareti olanlar, orada kendi siyasi sonlarını değil, halkın bu "yüzsüzlük" karşısındaki kesin hükmünü görecektir ve bu kaçınılmazdır!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!