Kayıtlar

Finlandiya 1948’de Çözdü, MEB 2026’da Bir Öğünü Çok Görüyor!

Resim
Eğitimdeki aksaklıkları, bitmek bilmeyen müfredat tartışmalarını ya da sınav maratonlarını konuşurken asıl felaketi, yani çocuklarımızın sınıflara aç girmesini  gözden kaçırıyoruz .  Her gün binlerce çocuk, en temel insani hakkı olan tek bir öğün sağlıklı yemekten yoksun şekilde ders zillerinin çalmasını bekliyor. ​Dünya Gıda Programı (WFP) verilerine göre bugün küresel ölçekte 460 milyondan fazla çocuk okullarda ücretsiz ya da sübvanse edilmiş yemek imkânından yararlanıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde devlet okullarında en az bir öğün ücretsiz yemek verilmesi sosyal devletin en temel sorumluluklarından biri olarak kabul ediliyor. Çocuğun okulda aldığı o bir kap sıcak yemek; zihinsel gelişim, fiziksel sağlık ve fırsat eşitliği için hayati bir eşiktir.  ​Bizdeki tablo ise bu küresel gerçekliğin tam aksini gösteriyor. Geçtiğimiz dönemlerde Okul Öncesi Eğitimde başlatılan ücretsiz yemek uygulaması büyük bir müjde gibi duyurulmuştu. Ancak çok geçmeden "tasarruf t...

Geleceği Çalınan Gençlik: Ne Okuyabiliyor Ne Barınabiliyor!

Resim
​Yeni bir eğitim yılı daha başlarken üniversite şehirlerinde ne o eski heyecan var ne de neşe. Üniversiteyi kazanmanın sevinci, yerini derin bir kaygıya ve "Nasıl geçineceğiz?" korkusuna bıraktı. Bugün geldiğimiz noktada ne öğrenciler başını sokacak bir yer bulabiliyor ne de esnaf dükkânını döndürebiliyor. Ekonomik kriz, gençlerin de esnafın da belini büktü. ​Şehir dışındaki özel yurt ve apartlara bakıyorsunuz; elektrik, su, doğalgaz ve temizlik dâhil aylık ücretler 10 bin ile 17 bin lira arasında değişiyor. İşletmeciler maliyetleri en alt seviyede tutmaya çalıştıklarını söylese de yarın faturanın ne geleceğini bilemedikleri için endişeli. Ailelerin ise bu paraları ödemeye gücü yetmiyor. Zaten devlete bakıyorsunuz, öğrenciye verdiği burs veya kredi aylık 4 bin lira. Bir gence 4 bin lira verip, sadece barınması için 10-17 bin lira ödemesini beklemek insafa sığar mı? ​Parası yetmeyen genç ne yapıyor? Ya okurken gece gündüz çalışıp derslerinden ve gençliğinden oluyor...

Amasız, Fakatsız Her Türlü Darbeye Karşı İnsan Olmak!

Resim
Bir 12 Eylül Sabahı ve İliklerimize Kadar Hissettiğimiz O Soğukluk ​Bugün 12 Eylül. Takvime baksanız sıradan bir sonbahar günü ama bu ülkenin hafızasında insanlığın, vicdanın ve demokrasinin askıya alındığı o karanlık sabahın adı. ​Üniformanın gölgesi üzerimize düştüğünde sadece hükümetler devrilmedi; gencecik insanların hayatları, bir ülkenin geleceği ve umudu çalındı. Darbeler, kılıfı ne olursa olsun ister postalla gelsin ister sivil vesayetle toplumu silindir gibi ezen, geriye sadece korku ve enkaz bırakan insanlık dışı müdahalelerdir. ​Bu ülkenin en büyük acısını ise hiç şüphesiz solcular, sosyalistler, devrimciler ve bu ülkenin aydınlık yüzü olan demokratlar çekti. Bir kuşak adeta yok edildi. Yüz binlerce insan gözaltına alındı, Diyarbakır’da, Mamak’ta, Metris’te insanlık onuru ayaklar altına alındı. Kitaplar yakıldı, sendikalar kapatıldı, üniversiteler susturuldu.  Sırf eşitlik, adalet ve özgürlük dedikleri için gencecik çocuklar idam sehpalarına gönderildi. "Bir...

Çözüm Ortada Ama İktidar Seyrediyor, Tarım Can Veriyor!

Resim
​Son zamanlarda hallerden, tarlalardan gelen görüntülere bakıp da içinin cız etmediği tek bir gün var mı?  Bir tarafta binbir emekle, gecesini gündüzüne katarak yetiştirdiği domatesi, karpuzu, narenciyesi dalında, tarlada kalan, "Maliyetini bile karşılamıyor" diyerek ürününü dereye döken ya da traktörle ezen üretici… Diğer tarafta ise akşam pazarına gidip iki kilo sebze alırken üç kere düşünen, marketteki etiketleri görünce gözlerine inanamayan tüketici. Tarlada 2-3 liraya alıcı bulamayan ürün, şehirdeki market rafına gelene kadar nasıl oluyor da 40-50 liraya fırlıyor? Araya hangi "gizli el" giriyor da hem üreteni batırıyor hem tüketiciyi açlığa mahkûm ediyor? ​Gelin, süslü istatistikleri ve kravatlı açıklamaları bir kenara bırakıp bu tablonun arkasındaki yalın gerçekleri ortaya koyalım. ​Mesele sadece "aracılar çok kazanıyor" kolaycılığıyla açıklanamaz. Sorunun özü, iktidarın yıllardır süregelen plansızlık ve yanlış tarım politikalarıdır. ​Bug...

Boş Tencere Güvenlik Söylemini Yuttu: Sokakta Yeni Bir Umut Doğuyor!

Resim
Son zamanlarda küresel siyasette kartlar yeniden dağıtılıyor; dünya adım adım "Netanyahu sonrası" Orta Doğu’yu, "Trump ve Putin" denklemini, Avrupa'da tırmanan yeni dengeleri konuşuyor. Almanya’sından İngiltere’sine kadar her ülke rüzgarın yönüne göre yelken tazeliyor.  Peki dışarıda eksenler böylesine kayarken, içeride ne oluyor?  Ekranlarda izlediğimiz tartışmaların ve sokaktaki havanın net bir şekilde ortaya koyduğu bir gerçek var. İktidarın yıllardır tıkır tıkır işleyen "güvenlik ve korku" siyaseti artık dikiş tutmuyor.   ​Sebep aslında son derece yalın ve insani.  ​Bir ülkeyi yönetenlerin elinde vatandaşa sunabileceği somut bir refah artışı, düşen bir enflasyon ya da mutfağı rahatlatacak bir tablo kalmadığında, en kestirme yol her zaman güvenlik risklerini öne çıkarmak olmuştur. "İsrail bize saldıracak", "Jeopolitik tehlikedeyiz", "Ben gidersem devlet çöker" söylemleri tam da bu mantığın ürünü. Anc...

Bir Hastane Fiyatına Üç Hastane: Geleceğimiz İpotek Altında!

Resim
Baştan söylemeliyim ki devleti yönetenlerin asıl vizyonu, topladığı vergileri nereye ve kimin için harcandığında belli olur.  Son açıklanan rakamlara baktığımızda, vatandaşın payına sürekli kemer sıkmak düşerken, bir avuç müteahhidin payına ise tıkır tıkır işleyen döviz garantileri düşüyor. ​Devletin kendi imkanlarıyla yıllar önce yaptığı köprü ve otoyolları düşünün...  Geliri her geçen gün artan bu kamu malları için "Yıllık 300 milyon dolar bakım masrafı var" denilerek satılma planları yapılıyor.  Ama Yap-İşlet-Devret adı altında özel şirketlere yaptırılan şehir hastanelerine gelince işin rengi değişiyor. O satılmak istenen köprülerin bir yıllık bakım masrafı kadar para, sadece 35 günde 18 şehir hastanesini işleten şirketlerin hesabına "kira ve hizmet bedeli" olarak yatırılıyor. ​Rakamlar gerçekten korkunç. 2026’nın ilk 8 ayında 18 şehir hastanesine ödenen para 2 milyar 100 milyon doları, yani 100 milyar liranın üzerini buldu. Günlük 8,5 milyon dolardan...

Yoksulluk Barajda Kalıyor: Eğitimde Adalet Nerede Sayın İktidar?

Resim
Bir ülkenin en büyük sermayesi beton yığınları veya şatafatlı binaları değil; sınıflarda geleceği hayal eden, zihni sorularla dolu çocuklarıdır. Ne var ki bizler, yıllardır çocukluğumuzu ve gençliğimizi birkaç saatlik sınav kâğıtlarının soğuk gölgesine mahkûm ediyoruz. Bir çocuk neden öğrenir? diye sormak lazım yöneticilere. Tabi ki dünyayı anlamak, problem çözmek ve kendi geleceğini inşa etmek için.  Biz ne yapıyoruz?  Onlara düşünmeyi değil, şıklar arasında sıkışıp kalmayı öğretiyoruz.  Müfredatımız hâlâ ezberci, eleştirel düşünmeden uzak, dijital dünyanın hızına ayak uyduramayan, analitik becerilerden yoksun.  Tabii ki bu şekilde bir nesil yetiştirip küresel dünyada harikalar yaratmalarını onlardan bekleyemezsiniz.  Eğitim, sınav takvimlerini değiştirmekten ibaret değil, düşünceyi özgürleştirmek ve beceri kazandırmaktır.   ​Üstelik bu kurgunun içinde derin bir adaletsizlik büyüyor. Uluslararası ve ulusal eğitim raporları, ailelerin sosyo...