Kayıtlar

Yaşanan Gaflet ve Delalet Değil 'Tercihli Liyakatsizlik'!

Resim
​Bugün markete giren her vatandaşın, çarşıda alışveriş yapan her esnafın ortak bir derdi var ve "Bu işin sonu nereye varacak?" diye soruyor.  Ekonomiden bahsettiğimizde artık sadece rakamlardan, grafiklerden değil; hepimizin sofrasındaki ekmeğin küçülmesinden, çocuğumuzun geleceğine dair içimizdeki o bitmek bilmeyen huzursuzluktan bahsediyoruz. ​Görünen o ki, ekonomi yönetimi direksiyonu tamamen kaybetmiş durumda.  Peki, buraya nasıl geldik? ​Önce tarladan başlayalım. Çiftçimiz tarlasına küstü.  Mazot pahalı, gübre ateş pahası. Üreticiye "üret" demek yerine "ithal edelim" kolaycılığına kaçan iktidar, aslında sadece tarımı değil, ülkenin gıda güvenliğini de riske attı.  Bugün market rafındaki o yüksek fiyatlar, çiftçinin tarlasındaki ekilmeyen tohumu ve mazotu alamayan traktörün faturasıdır. ​Sanayicinin durumu da bundan farksız. Üretmek isteyen, istihdam yaratmak isteyen sanayici, finansmana ulaşamıyor. "Önümü göremiyorum" diyen bir i...

İktidarın "Mesleki Eğitim" İddiası Çöktü: MESEM Gerçeği Gözler Önüne Serildi!

Resim
AKP ​İktidarı "mesleki eğitim" olarak pazarladığı MESEM uygulamalarının perde arkasındaki acı tablo, Eğitim-İş tarafından hazırlanan " MESEM’ler Üzerine Mitler ve Gerçekler" adlı kitapçıkla bir kez daha ifşa oldu.  Eğitim-İş Sendikası'nın hazırladığı Rapor, çocukların okul sıralarından koparılarak nasıl ucuz iş gücü piyasasına sürüldüğünü rakamlarla kanıtlıyor. ​MESEM’ler, iktidarın söylemlerinde bir "meslek edindirme başarısı" olarak sunulsa da, Eğitim-İş’in hazırladığı çarpıcı çalışma, bu modelin uluslararası standartların aksine, çocukları örgün eğitim dışına iten yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. ​" Eğitim" Değil, Çocuk İşçiliği Politikası ​Avrupa ülkelerinde çıraklık sistemi büyük oranda yetişkinlere yönelik bir "yetişkin eğitimi" modeli olarak kurgulanırken; Türkiye’deki mevcut uygulamaların, çocukları iş gücüne mahkûm eden bir sisteme dönüştüğü vurgulanıyor.  Rapordaki veriler, iktidarın "mesleki eğ...

Öğretmeni Susturulan Ülkenin Çocuğu Özgür Olamaz!

Resim
​Toplumun hemen hemen her kesiminin içini sızlatan bir konu var: Eğitimde fırsat eşitliği. Şu günlerde Ankara sokaklarına baktığımda, bir yanda emeğinin karşılığını arayan özel okul öğretmenlerinin haklı direnişini, diğer yanda ise atama beklerken umutları tükenen genç eğitimcileri görüyorum. Bu manzara sadece bir istatistik değil; aslında hepimizin vicdanını yaralayan bir sistemin özeti. ​Şöyle bir durup düşünelim; bir yanda bu ülkenin yöneten ve yönetimde söz sahibi olanların, karar vericilerin çocuklarının okuduğu o "butik" okullar var. Yabancı dilin su gibi konuşulduğu, robotik kodlamadan sanata, her imkânın sunulduğu o ayrıcalıklı dünya... Diğer yanda ise halkın çocuklarına reva görülen o zorlama sistemlerle kontenjanı doldurulan İmam Hatip meslek liseleri veya sürekli değişen sınav modelleri. Buradaki o bariz "ikili yapıyı" görmemek mümkün mü?  Bir tarafta geleceğin yöneticileri, diğer tarafta ise kaderine razı olması beklenen k...

Gülmeyi Unutan Toplum, Korkularına Yenilir!

Resim
​Bir ülkenin ne kadar "gelişmiş" olduğunu anlamak için gökdelenlerin yüksekliğine ya da yolların genişliğine bakmaya gerek yok. Asıl ölçü şu: O toplum, farklı düşüncelere, haklı eleştirilere ve hayata dair küçük şakalara ne kadar yer açabiliyor?  Bir toplumda huzurun ve saygının mayası; insanın sadece insan olduğu için değerli kabul edildiği, herkesin özgürce nefes alabildiği o geniş alandır. Ama son zamanlarda görüyoruz ki, ülkede bu nefes alanı giderek daralıyor. ​Eskiden kralların sarayında "soytarılar" olurdu. Onlar, kralların yüzüne kimsenin söyleyemediği doğruları mizah yoluyla söylerlerdi. Bugün stand-up sahneleri işte o kadim geleneğin modern hali. Komedyen sahneye çıkıp hayatın saçmalıklarını, hepimizin yaşadığı o trajikomik dertleri anlatınca; neden birileri bunu hemen "saldırı" olarak algılıyor? ​Çünkü işlerine geliyor.  Birileri kendi siyasi çıkarlarını korumak için, gelen her eleştiriyi "inancımıza veya değerlerimize saldırı...

Şehirler Beton, Kiralar Altın. İktidarın 'Ofis' Oyunu Kimi Kurtaracak?

Resim
Şu sıralar ne zaman iki kişi bir araya gelse konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: " Ev sahibi olabilmek bir yana, artık kiralık ev bulmak bile bir servet!" ​Tam bu tartışmaların ortasında, Resmî Gazete’de yeni bir düzenleme yayımlandı. Ne diyorlar? "Boş kalan ofisleri konuta çevirebilirsiniz." İlk bakışta kulağa sanki bir çözüm gibi geliyor, değil mi? "Boş bina çok, ev lazım, al sana fırsat!" Ancak işin içine biraz girip sorguladığınızda, durumun bir "kurtarma projesi"nden ziyade, yıllardır süregelen plansızlığın bir itirafı olduğunu görüyorsunuz. ​Düşünün; yıllarca "her yere plaza, iş merkezi" diye şehri beton yığınına çeviren kimdi?  Bu şehrin dokusunu, ulaşımını ve barınma dengesini rant uğruna bozanlar kimlerdi?  Şimdi o devasa ofisler boş kalınca, yani yatırımcı zarar etmeye başlayınca, iktidar hemen devreye girip "gelin bunları konut yapalım" diyor. Yani kendi elleriyle yarattıkları o "beton ekonomisi...

Dışarıdan "Meşruiyet" Bekleyen Siyasete, Halkın Cevabı Net: Biz Buradayız!

Resim
​Bir ülkenin geleceği, o ülkenin vatandaşlarının özgür iradesiyle şekillenir; dışarıdan gelen temsilcilerin makroekonomik planları ya da uluslararası siyasetin pragmatik denklemleriyle oluşturulamaz.  Ancak bugün Türkiye’de yaşananlara bakıldığında ne yazık ki demokrasi, temel haklar ve geleceğimiz, dış politikadaki bazı stratejik hamlelerin ve "siyasi mühendislik" çabalarının etkisi altında kalmaktadır. ​Şu unutulmamalıdır ki, Demokrasi, ticari anlaşmaların veya dış yatırım ajandalarının üzerine inşa edilemeyecek kadar kıymetlidir. ​Trump'ın Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye’deki siyasi sürece dair yaptığı değerlendirmeler, kamuoyunda demokratik işleyişin dış destekle meşrulaştırılması algısı yarattığı için ciddi bir tartışma konusudur. Bir ülkenin demokratik meşruiyetinin kaynağı, herhangi bir yabancı devletin temsilcisinin verdiği mesajlar değil, ancak ve ancak o ülkenin vatandaşlarının sandığa yansıyan iradesidir.  Bir halkın demokratik süreçlerine dair...

CHP'yi Bölmek İsteyen Butlancılara Ve İşbirlikçilerine Halktan Tokat Gibi Yanıt!

Resim
​Siyaset, doğası gereği halkın nabzıyla atan, toplumun beklentileriyle şekillenen dinamik bir süreçtir. Ancak bazen, siyasi iklimin elit katmanlarında, gerçeklikle arasına kalın duvarlar ören, kendi yankı odalarına hapsolmuş bir "siyaset mühendisliği" anlayışı türeyebiliyor.  Bugün, CHP içerisinde "butlancılar" olarak anılan ekip, tam da böyle bir yanılsamanın içinde. ​Sahaya çıkma hazırlığı yapan bu ekibin, toplumun kılcal damarlarından gelen "gelmesinler" çığlığını duyması gerekiyor. Zira sosyal medya paylaşımlarından sokağın en ücra köşesine kadar yansıyan tepkiler, sadece bir kırgınlığın değil; derin bir öfkenin ve "ihanet" olarak nitelendirilen bir hayal kırıklığının dışa vurumu değil de nedir? ​İşin en acı ve vatandaşın vicdanını en çok sızlatan boyutu ise bu ekibin stratejik sığınağıdır. Cumhur İttifakı'nın, "Bu butlan ekibini destekleyelim, CHP'yi bölelim, ne koparırsak kârdır" anlayışına eklemlenmiş bir ...