Dışarıdan "Meşruiyet" Bekleyen Siyasete, Halkın Cevabı Net: Biz Buradayız!

​Bir ülkenin geleceği, o ülkenin vatandaşlarının özgür iradesiyle şekillenir; dışarıdan gelen temsilcilerin makroekonomik planları ya da uluslararası siyasetin pragmatik denklemleriyle oluşturulamaz. 
Ancak bugün Türkiye’de yaşananlara bakıldığında ne yazık ki demokrasi, temel haklar ve geleceğimiz, dış politikadaki bazı stratejik hamlelerin ve "siyasi mühendislik" çabalarının etkisi altında kalmaktadır.
​Şu unutulmamalıdır ki, Demokrasi, ticari anlaşmaların veya dış yatırım ajandalarının üzerine inşa edilemeyecek kadar kıymetlidir.
​Trump'ın Büyükelçisi Tom Barrack’ın Türkiye’deki siyasi sürece dair yaptığı değerlendirmeler, kamuoyunda demokratik işleyişin dış destekle meşrulaştırılması algısı yarattığı için ciddi bir tartışma konusudur. Bir ülkenin demokratik meşruiyetinin kaynağı, herhangi bir yabancı devletin temsilcisinin verdiği mesajlar değil, ancak ve ancak o ülkenin vatandaşlarının sandığa yansıyan iradesidir. 

Bir halkın demokratik süreçlerine dair "meşruiyet" tanımlamalarının dış aktörler tarafından yapılması, evrensel demokrasi ilkeleriyle bağdaşmayan bir yaklaşım olarak görülmektedir.
"​Yerli ve milli" sözlerini ağızlarından düşürmeyen AKP iktidarının ve destekçilerinin, bu tür dış değerlendirmeler karşısındaki sessizliği de toplumsal bir tepkiyle karşılanmaktadır.
​İçeride yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve ekonomik refah konularında yaşanan tartışmalar ortadayken; dış politikada "stratejik ortaklık" kavramının, iktidarın kendi politikalarını koruma kalkanı haline getirilmesi, kamu vicdanını yaralamaktadır. 

"Meşruiyet" arayışını halkın taleplerinde değil de dış aktörlerin diplomatik veya ekonomik onayında arayan bir zihniyet, Türkiye’nin geleceğini uluslararası pazarlıkların bir parçası haline getirmektedir.
​Yandaş medyanın, bu tür dış destek mesajlarını "diplomatik bir başarı" gibi yansıtması, halkın gerçek mağduriyetlerini gölgelemekten öteye gitmemektedir.
​F-16’lar, savunma sanayii projeleri veya ticari anlaşmalar, dış politikanın meşru unsurlarıdır. Ancak bu unsurların, bir ülkenin iç demokratik standartlarını perdelemek için kullanılması, demokrasi mücadelesini zayıflatmaktadır. 

Asıl gerçek ise; bekası her şeyin üstünde tutulan politikaların, ülkenin demokratik kazanımlarını yabancı bir başkentin ajandasına endeksli hale getirmesidir.
​Ama unutulmamalıdır ki;
​Bu ülkenin milyonları; emeğiyle geçinen işçisi, diplomasının değerini sorgulayan genci, adalete erişimi zorlaşan avukatı ve geleceği üzerine söz hakkı isteyen çocuğu, tüm bu siyasi denklemlerden daha güçlüdür. Biz, demokrasimizi bir ticaret konusu olarak görmeyen, uzun yılların mücadele birikimiyle kazanmış bir milletiz.

​Sizin "stratejik" çıkarlarınızın üzerine, bu topraklarda yaşayan milyonların "özgürlük" iradesini koyuyoruz. Geçici siyasi hesaplar, ekonomik pazarlıklar ve diplomatik söylemler gelip geçicidir. 

Ancak bu toprakların insanlarının demokrasiye, hukuka ve adalete olan inancı bakidir. "Biz buradayız" diye haykıran halk; 'ne dışarıdan dağıtılan meşruiyet vaatlerine muhtacız, ne de otoriterleşmeyi besleyen siyasi iklimlere boyun eğmeye niyetliyiz. Demokrasi, pazarlık masasına sürülemeyecek kadar değerlidir' diyor. 

Tarih, kendi halkının iradesini her şeyin üzerinde tutanların zaferini yazacaktır. İnanıyoruz ki; karanlığın en koyu olduğu an, aslında şafağa en yakın olunan zamandır. Kaybettiğimiz usta şair Ahmet Telli’nin o vakur dizelerinde olduğu gibi:

​Belli ki dağların denizlerin ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
belli ki yakındır
belli ki yakındır doğayı ve hayatı sarsacak saat. 

​Usta'nın dediği gibi, bu saat, adaletin, hukukun ve gerçek demokrasinin sarsılmaz iradesiyle mutlaka gelecektir.










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!