Gülmeyi Unutan Toplum, Korkularına Yenilir!
Bir toplumda huzurun ve saygının mayası; insanın sadece insan olduğu için değerli kabul edildiği, herkesin özgürce nefes alabildiği o geniş alandır. Ama son zamanlarda görüyoruz ki, ülkede bu nefes alanı giderek daralıyor.
Eskiden kralların sarayında "soytarılar" olurdu. Onlar, kralların yüzüne kimsenin söyleyemediği doğruları mizah yoluyla söylerlerdi. Bugün stand-up sahneleri işte o kadim geleneğin modern hali. Komedyen sahneye çıkıp hayatın saçmalıklarını, hepimizin yaşadığı o trajikomik dertleri anlatınca; neden birileri bunu hemen "saldırı" olarak algılıyor?
Çünkü işlerine geliyor.
Birileri kendi siyasi çıkarlarını korumak için, gelen her eleştiriyi "inancımıza veya değerlerimize saldırı" gibi göstermeye çalışıyor. Bu, aslında bir savunma mekanizması. "Bakın, eleştirecek bir şey bulamadıkları için değerlerimize saldırıyorlar" diyerek gerçeği konuşmanın önünü kesiyorlar.
Oysa değerler, hepimizin ortak mirasıdır; siyasetin oyuncağı yapılmamalıdır.
Bir de "biz ve onlar" kutuplaşması var. Mizahı bile bu kamplaşmanın bir aracı yapmaya çalışıyorlar. Sahnedeki en masum, en ironik bir espri bile, birileri tarafından hemen bir tehdit gibi algılanıyor.
Sonuç ne mi oluyor? Korku.
İnsanlar, "başıma bir iş gelir mi?" diye düşünerek esprilerini, düşüncelerini kendine saklıyor. Buna "otosansür" diyoruz; yani insanın kendi kendini susturması.
Bir toplumda mizah yasaklanırsa, o toplum gerçekleri görme yetisini kaybeder. Mizah, bize aynadaki halimizi gösterir. Ayna bazen eğri gösterir, bazen üzerimizdeki lekeyi hatırlatır. Aynayı kırmak, o lekeyi silmez; sadece kendimizi kandırmamıza yarar.
Toplumsal barış, herkesin bizim gibi düşünmesiyle değil, "farklı olanın" da bu sofrada yeri olduğunu kabul etmemizle gelir. Eleştirinin, ironinin ve gülmenin suç sayılmadığı bir ortamda huzur olur. Hoşgörü, birine bahşedilen bir lütuf değil, hepimizin en doğal hakkıdır.
Çünkü bir toplumun gülmeyi unuttuğu yer, aslında onun en çok korktuğu, karanlıkta kalan yeridir.
Yorumlar
Yorum Gönder