Şehirler Beton, Kiralar Altın. İktidarın 'Ofis' Oyunu Kimi Kurtaracak?


Şu sıralar ne zaman iki kişi bir araya gelse konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: "Ev sahibi olabilmek bir yana, artık kiralık ev bulmak bile bir servet!"
​Tam bu tartışmaların ortasında, Resmî Gazete’de yeni bir düzenleme yayımlandı. Ne diyorlar? "Boş kalan ofisleri konuta çevirebilirsiniz." İlk bakışta kulağa sanki bir çözüm gibi geliyor, değil mi? "Boş bina çok, ev lazım, al sana fırsat!" Ancak işin içine biraz girip sorguladığınızda, durumun bir "kurtarma projesi"nden ziyade, yıllardır süregelen plansızlığın bir itirafı olduğunu görüyorsunuz.
​Düşünün; yıllarca "her yere plaza, iş merkezi" diye şehri beton yığınına çeviren kimdi? 

Bu şehrin dokusunu, ulaşımını ve barınma dengesini rant uğruna bozanlar kimlerdi? 

Şimdi o devasa ofisler boş kalınca, yani yatırımcı zarar etmeye başlayınca, iktidar hemen devreye girip "gelin bunları konut yapalım" diyor. Yani kendi elleriyle yarattıkları o "beton ekonomisi" tıkanınca, şimdi yine aynı modelle krizi aşmaya çalışıyorlar.

​Buradaki asıl mesele ise bu dönüşümlerin kime yarayacağı?

Dönüştürülen o süslü plazaların içindeki daireler, asgari ücretle çalışan bir gencin ya da emekli bir vatandaşın tutabileceği fiyatlarda mı olacak? 

Tabii ki hayır.

Biz yine sadece "yüksek aidatlı, lüks rezidanslara" dönüşen, aslında yine orta sınıfı dışlayan bir tabloyla karşılaşacağız. Konut arzı artıyor gibi görünecek ama kiralara baktığımızda, o beklenen "rahatlama" bir türlü gelmeyecek.

​İktidarın yıllardır izlediği bu "yap-boz" tarzı yönetim anlayışı, maalesef barınma krizini çözmeye yetmiyor. Sadece "pansuman" yapıyorlar. Asıl mesele, insanların barınma hakkını merkeze alan, ranttan değil, sosyal devlet anlayışından beslenen gerçek bir planlama.
​Şehirleri birer yatırım aracı olarak değil, yaşanacak alanlar olarak gören bir vizyon gerekiyor. Ofisleri konuta çevirerek şehri daha yaşanır kılmıyoruz; aslında sadece iktidarın kendi yarattığı enkazı temizlemeye çalışıyoruz.

Sonuçta, bizzat eliyle yarattığı bu kentsel enkazın altına bugün 'çözüm' diye makyaj yapmaya çalışan iktidara sormak lazım, kimi kandırıyorsunuz? 

Bu hamle, barınma krizini bitirecek bir reçete değil, sadece rant düzeninin ömrünü uzatmak için vatandaşa sunulmuş bir avuntu paketidir. Şehirlerimizi birer şantiyeye, evlerimizi ise birer 'yatırım aracı'na indirgeyen bu zihniyetle, barınma hakkının kutsallığına dair tek bir adım bile atılamaz. Unutmayın; kolonları çürümüş bir sistemi, binayı dışarıdan boyayarak kurtaramazsınız. Halkın barınma derdi, plazaları rezidansa dönüştürerek değil; bu ranta dayalı, çarpık ve plansız yönetim anlayışının kökü kazınarak biter nokta!




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!