Yaşanan Gaflet ve Delalet Değil 'Tercihli Liyakatsizlik'!
Bugün markete giren her vatandaşın, çarşıda alışveriş yapan her esnafın ortak bir derdi var ve "Bu işin sonu nereye varacak?" diye soruyor.
Ekonomiden bahsettiğimizde artık sadece rakamlardan, grafiklerden değil; hepimizin sofrasındaki ekmeğin küçülmesinden, çocuğumuzun geleceğine dair içimizdeki o bitmek bilmeyen huzursuzluktan bahsediyoruz.
Görünen o ki, ekonomi yönetimi direksiyonu tamamen kaybetmiş durumda.
Peki, buraya nasıl geldik?
Önce tarladan başlayalım. Çiftçimiz tarlasına küstü.
Mazot pahalı, gübre ateş pahası. Üreticiye "üret" demek yerine "ithal edelim" kolaycılığına kaçan iktidar, aslında sadece tarımı değil, ülkenin gıda güvenliğini de riske attı.
Bugün market rafındaki o yüksek fiyatlar, çiftçinin tarlasındaki ekilmeyen tohumu ve mazotu alamayan traktörün faturasıdır.
Sanayicinin durumu da bundan farksız. Üretmek isteyen, istihdam yaratmak isteyen sanayici, finansmana ulaşamıyor. "Önümü göremiyorum" diyen bir iş dünyası, yatırım yapabilir mi? Yapamıyor. Yatırım olmayınca büyüme duruyor, büyüme durunca işsizlik kapıyı çalıyor.
Bankalara bakıyorsunuz; işlevini yitirmiş, adeta birer "kredi kapatma merkezi"ne dönmüş durumdalar. Vatandaş borçla nefes almaya çalışıyor, esnaf krediye ulaşamadığı için kepenk kapatıyor. Ekonomi yönetimi, bankalar üzerinden kurmaya çalıştığı bu baskıcı sistemle aslında tıkanıklığı daha da derinleştiriyor.
İşin özü şu dostlar: Ekonomi sadece "enflasyon kaç oldu?" sorusuna verilen rakamlarla yönetilmez. Ekonomi güvendir, şeffaflıktır, liyakattir. Biz ise maalesef günü kurtaran, yarını düşünmeyen, "deneme-yanılma" yöntemiyle koskoca bir ülkenin geleceğini riske atan bir anlayışla karşı karşıyayız.
"Dış mihraklar", "küresel kriz" demek işin kolayı.
Ama kabul edelim; evde yangın varken su yerine benzin döken bir anlayışla bu yangını söndüremeyiz.
Herkesin bildiğini söylemekten çekinmemek lazım: Bu ekonomik tablo, "yönetilememenin" resmidir. Ve bu tablonun faturasını, maalesef yine emeğiyle geçinmeye çalışan, ay sonunu getirme telaşındaki bizler, yani halk ödüyor.
Sormadan edemiyorum; gerçekten bu kadar zor muydu rasyonel bir yoldan yürümek?
Aslında akılcı bir yönetimle rasyonel bir yoldan yürümek hiç de zor değildir; fakat liyakatsizliği bir yönetim biçimi, beceriksizliği ise bir tercih haline getirenlerden, yangını söndürecek akılcı adımları beklemek tek kelimeyle safdillik olur!
Yorumlar
Yorum Gönder