Kayıtlar

Adalet Bakanlığı Meclis İradesini Hiçe Mi Sayıyor?

Resim
ÖZEL HABER ​20. Dönem Sivas Milletvekili Mahmut Işık, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu'nda tutuklu bulunan Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner'i ziyaret etme talebinin Adalet Bakanlığı yetkililerince gerekçesiz reddedilmesi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına dilekçe sunarak şikayette bulundu. Işık, ​Kulislerden.blogspot.com'da paylaştığı dilekçesinde TBMM İçtüzüğü’nün eski milletvekillerinin haklarını düzenleyen 167’nci maddesine dikkat çekti. Işık, yasaya göre eski milletvekillerinin; yasama, ödenek ve yolluk, Genel Kurul ile parti grup toplantılarına katılma hakları haricinde mevcut Meclis üyeleriyle aynı hak ve yetkilere sahip olduğunu vurguladı. ​" Hak İhlali Meclis İradesine Aykırılık Taşımaktadır" ​Adalet Bakanlığına 28 Ağustos 2026 tarihinde Hüseyin Can Güner’i ziyaret etmek amacıyla başvuruda bulunduğunu belirten Mahmut Işık, bu talebin mazeret gösterilmeksizin reddedildiğini ifade etti. Yaşanan durumu...

Adaletin Çekildiği Yerde İktidar Ayakta Kalır mı?

Resim
Farkında mısınız bilmiyorum; ama sandıkla gelen helalleşme ve değişim çağrıları yerini her geçen gün daha sert bir yönetim anlayışına bırakıyor. Seçmen iradesinin sandıkta yarattığı meşruiyet tablosu, siyasetin doğal akışı içerisinde iktidarları daha kucaklayıcı ya da öz eleştirel bir noktaya çekmesi beklenirken, Türkiye tam aksi bir eksene kayıyor.   ​ Özellikle genel ve yerel seçim süreçlerinin ardından meşruiyet ile oy oranlarının aşınmaya başladığı dönemlerde, iktidar bloklarının toplumu uzlaşı ve refah üreterek konsolide etme yeteneği zayıfladığında, geriye tek bir enstrüman kalır: Gücü daha görünür, daha keskin ve idari aygıtlar üzerinden daha baskıcı kılmak. ​ Son dönemde tanıklık ettiğimiz tablo tam olarak budur. Toplumun geniş kesimlerine, eleştirel ses çıkaran odaklara, muhalif siyasetçilere, iş insanlarına, akademisyenlere, öğrencilere ve sanatçılara yönelik artan baskılar, hukukun üstünlüğü ilkesinden giderek uzaklaşıldığını gösteriyor. Yargı kararların...

Cihaza Değil Gönüle Dokunanlar!

Resim
​Günümüz dünyasında neredeyse her şey bir hız ve tüketim sarmalına kapılmış durumda. İlişkilerin menfaatler üzerinden ölçüldüğü, başarının sadece rakamlarla tartıldığı ve insanların birbirine birer araç gözüyle baktığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak tüm bu karmaşanın ortasında, sessiz sedasız kendi değerleriyle var olan, dokundukları hayatlara anlam katan öyle insanlar var ki... Ben onlara "türü tükenmekte olan güzel insanlar" diyorum. Cep telefonum aniden bozulduğunda başladı bu öykü. Günlük hayatın tüm akışı bir anda durmuş gibiydi. Ne yapacağımı düşünürken, durumdan haberdar olan değerli dostum Oğuz Sungur ve gönlümüzde her zaman müstesna bir yeri olan diş hekimi Muhlis Polat abim hemen devreye girdi. ​Muhlis Hoca’yı tanıyanlar çok iyi bilir; o sadece diş hekimliği yapmaz. Paradan önce insana değer veren, mesleğini bir gönül köprüsü gibi icra eden nadide bir kişiliktir. İşte bu yüzden onun kliniği sadece sağlık arayanlarla değil, sırf o güzel sohbetini paylaşmak, b...

Devletin Anahtarını Teslim Edenler, Tapuyu Kimlere Devrediyor?

Resim
​Siyasal İslamcı anlayışın demokrasiden, insan haklarından, bilimden, emekten ve bağımsız hukuktan neden korku duyduğunu anlamak için, meseleyi sadece yerel bir bağnazlık olarak görmemek gerekir. Bu zihniyeti besleyen ve büyüten temel dinamik, küresel odaklarla kurulan bağımlılık ilişkileridir. Dünden bugüne bu mekanizmanın en işlevsel araçları ise kamusal alanın dışına çıkarak devlet kadrolarına sızan tarikat ve cemaat yapılanmaları olmuştur. ​Bunun en belirgin ve yakın tarihteki örneği, uzun yıllar boyunca eğitim ve diyalog söylemleriyle örgütlenip sonrasında devlet yapılanması içinde krizlere yol açan odaklardır. Kendilerini "hizmet" kavramıyla pazarlayan FETÖ'cü terör örgütü gibi bu ağların, ülkenin bağımsızlık ve liyakat ilkelerini yok eden yapılara dönüştüğü görülmüştür. ​Devlet kadrolarının liyakat yerine belirli zümrelerin aidiyet ilişkilerine göre şekillendirilmesi, hukukun ve şeffaflığın tasfiye edilmesine yol açmıştır. Bağımsız bir yargı ve şeffaf b...

Anayasa ve Evrensel Hukuku "Tanımıyorum" Refleksi Hukuki Güvenliği Bitiriyor!

Resim
​Devlet yönetiminde liyakat demek, sadece işi ehline vermek değil; kurumların kuruluş felsefesine, evrensel normlara ve hukukun bağlayıcı ilkelerine sadakatle bağlı kalacağı anlamına gelir. Liyakatin zayıfladığı, unvanların ve makamların anayasal sınırların önüne geçtiği dönemlerde ise en büyük sarsıntı şüphesiz adalet mekanizmasında yaşanır. Çünkü adalet, bir devletin omurgasıdır; bu omurga eğildiğinde, toplumsal hayatın her alanında bir çürüme baş gösterir. ​Bu durumun en düşündürücü örneklerini, siyasi iradenin anayasal kurumları ve uluslararası kararları açıkça hedef alan söylemlerinde görüyoruz. Daha önce partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Anayasa Mahkemesi kararları için sarf ettiği " Ben Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum" sözleri, benzer bir refleksle MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, anayasal bir organ olan yüksek mahkemeyi hede...

SGK'nın Yeni Emeklilere Gönderdiği Mesaj Tepki ve Şaşkınlık Yarattı!

Resim
Demokratik hukuk devletlerinin en temel yapı taşı, kamusal kurumların ve makamların tüm vatandaşlara eşit mesafede durmasıdır. "Devlet tarafsızlığı" ilkesi, vatandaş ile devlet arasındaki bağın hiçbir siyasi aidiyetin ve parti kimliğinin gölgesinde kalmamasını güvence altına alır. ​Ancak son dönemde emekli olan vatandaşlara resmi kurumlardan gönderilen tebrik mesajları, bu hassas dengenin ve idari geleneklerin ne kadar zorlandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. ​Düşünün ki, bir vatandaş on yıllarca çalışmış, vergisini ödemiş ve sonunda emeklilik hakkını elde etmiş. Devletin bu süreçte vatandaşı hatırlaması, tebrik etmesi ve bir "hayırlı olsun" demesi sosyal devlet olmanın gereğidir. Bu noktaya kadar her şey toplumsal barış ve aidiyet duygusu açısından oldukça kıymetlidir. Problem ise bu kamusal tebriğin, kurumsal bir devlet diliyle değil, doğrudan siyasi bir aktörün ve partili bir liderin kişisel söylemleriyle harmanlanarak gönderilmesinde o...

İcra Dairelerindeki Patlama, Türkiye'nin Borç Yükünü Gözler Önüne Serdi!

Resim
Avrupa ülkeleri sosyal devlet mekanizmalarıyla vatandaşını korurken, Türkiye'de iktidarın sebep olduğu hayat pahalılığı her evi bir icra ocağına çevirdi. Halkın cebindeki umut, faiz ve borç sarmalında tüketildi.  Bir ülkede icra dosyalarının sayısı çığ gibi büyüyorsa, orada sadece adli sistemin tıkanmasından bahsetmek safdillik olur. O dosyalar; ekonomik düzenin, gelir dağılımının ve en önemlisi sosyal devlet anlayışının nasıl dikiş tutmadığının en somut, en acı kanıtıdır. Bugün ne yazık ki borçla nefes alan, yarınını göremeyen bir toplum modeline mahkum edildik. ​Peki, bu sarmala nasıl sürüklendik? Cevap uzağımızda değil; bizzat son yıllarda yaşanan ekonomi politikalarının, mutfaktaki yangının ve akıl tutulmalarının tam ortasında duruyor. ​Öncelikle, yüksek enflasyon alım gücünü bıçak gibi kesti. Sabit gelirli çalışanlar, asgari ücretliler ve ömürlerini bu ülkeye vermiş emekliler; sadece mutfak masrafını, faturayı, kirayı ödeyebilmek için mecburen borçlanmak zorunda bı...