Söylemde Barış, Uygulamada Hukuksuzluk: Çifte Standartla Demokrasi İnşa Edilemez!

Son dönemde siyasetin ana gündem maddesi olarak sunulan "yeni anayasa", "çerçeve yasa" ve "toplumsal barış" söylemleri, iktidarın ve Meclis Başkanlığı’nın dilinden düşmüyor. Ancak bir yanda kapsayıcılık, helalleşme ve demokrasi vaatleri havada uçuşurken, diğer yanda hukukun en temel ilkelerinin dahi ayaklar altına alındığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Kürsüden verilen barış mesajları, yargı kararlarının hiçe sayıldığı ve muhalefetin vesayet altına alınmaya çalışıldığı mevcut tablonun önünü kapatmaya yetmiyor.
​Bir ülkede gerçek bir barış ve demokrasiden söz edebilmek için her şeyden önce Anayasal güvencelerin ve uluslararası hukuk ilkelerinin yürürlükte olması gerekir. 
Oysa bugün Türkiye’de, ​yargı kararlarının ihlal edildiğini görüyoruz. Haklarında hem Anayasa Mahkemesi (AYM) hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından ihlal kararları verilen Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala ve Gezi davası tutukluları hâlen cezaevinde tutuluyor. Anayasa'nın 153. maddesi gereğince bağlayıcı olan AYM kararlarını uygulamamak, Anayasal düzenin bizzat devlet eliyle askıya alınması demektir. En yüksek yargı organlarının kararlarını tanımayan bir anlayışın, yeni bir anayasa yapma meşruiyeti derinden yaralanmıştır.
Yine şeffaflıktan uzak yasa çalışmalarında olduğuna şahit oluyoruz. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ve iktidar bloğunun "çerçeve yasa" ve "barış" adı altında yürüttüğü süreçler, muhalefet partilerinden adeta bir sır gibi saklanmıştır. Muhalefeti sürecin dışında tutan, kapalı kapılar arkasında yürütülen ve toplumsal uzlaşıyı reddeden tek taraflı bir yaklaşımın "toplumsal barış" getirmesi mümkün değildir.
Öte yandan ​muhalefet üzerindeki fezleke baskıları dur durak bilmiyor. Ana muhalefet partisi lideri Özgür Özel başta olmak üzere, muhalif siyasetçilerin üzerine salınan fezlekeler ve yargısal tehditler, iktidarın diyalog zeminini değil, baskı ortamını tercih ettiğini göstermektedir. Bir yandan uzlaşı çağrısı yapıp diğer yandan muhalefet liderlerini yargı yoluyla dizayn etmeye çalışmak açık bir çelişkidir.

​Barış ve demokrasi, sadece söylemlerde geçen veya dönemsel siyasi hesaplar için kullanılan araçlar olamaz. Hak ihlallerinin sürmesine göz yummak, yargı kararlarını uygulamamak ve muhalefeti yok sayarak tasarı hazırlamak, var olan çifte standart anlayışının en somut göstergesidir.
​Gerçek bir çözüm ve toplumsal uzlaşı isteniyorsa, işe süslü anayasa söylemlerinden değil; mevcut Anayasa’ya uymaktan, AYM ve AİHM kararlarını derhal uygulamaktan ve cezaevlerindeki hukuksuz tutukluluklara son vermekten başlanmalıdır. Hukukun üstünlüğünün tesis edilmediği, muhalefetin baskı altında tutulduğu bir vasatta ne yeni bir anayasadan ne de gerçek bir barıştan bahsetmek mümkündür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu