Yasakların Gölgesinde ki Başkentte Adalet Çığlıkları​ Sürüyor!

Uzun zamandır Ankara’nın gri asfaltlarında yankılanan ayak sesleri, aslında ülkeyi sarsacak sessiz bir çığlığın da habercisidir. KESK üyelerinden hak arayan maden işçilerine, KHK süreçlerinin gölgesinde bir umut ışığı arayanlardan acısını dindirememiş ailelere kadar; bu insanlar sadece birer eylemci değil, adalet terazisinin yeniden dengelenmesini bekleyen bir toplum vicdanıdır.
​Uzun yıllardır başkentin sokaklarında, Bakanlıklar önünde, Meclis kapılarında... her eylemin kendine has ritmini, o çaresiz ama kararlı bekleyişlerini kamerayla çekmiş ve yazmış bir gazeteci olarak söylüyorum: Bu iktidar döneminde gördüğümüz, duyduğumuz ve hissettiğimiz bu yoğunlukta, bu çeşitlilikte bir "hak arama çabasına" daha önce hiç tanık olmadım.
​"Hak" kavramının bir lütuf değil, toplumsal sözleşmemizin en temel borcu olduğunu hatırlatan bu sesler, aslında ülkemizin demokratik olgunluk sınavının da bir yansımasıdır. 
Vatandaşın derdini anlatmak için sokağı tercih etmesi, kuşkusuz bir tercihten ziyade, çözüm kanallarının tıkandığı, kapıların yüzüne kapandığı noktada ortaya çıkan acı bir zorunluluktur.
​Adalet Bakanlığı önünde, yargı süreçlerinin labirentlerinde kaybolanların veya hak arayanların durumu, hukuk sistemimizin daha hızlı, daha etkin ve daha kapsayıcı işlemesi gerektiğini her gün biraz daha hatırlatıyor. 
Hukuk devletinin en kıymetli hazinesi, vatandaşının hakkını teslim etmedeki hızı ve tarafsızlığıdır. Yargı mekanizmasının, beklentilere cevap verecek bir esneklikte ve hızda çalışması, hem kurumların işlevselliğini artıracak hem de zedelenen toplumsal güveni tazeleyecektir.
​Öte yandan, yönetenler için her toplumsal talebi "marjinal" olarak kodlamak yerine, bu taleplerin ardındaki ekonomik ve sosyal gerçekleri okumak, bir yönetim basiretidir. Sorunları yasaklarla örtmek, copla veya barikatla susturmak yerine, onları bir diyalog zeminine çekmek, devlet ve vatandaş arasındaki o sarsılmaz bağı korumanın tek yoludur.
​Maden işçisinin nasırlı elindeki emek, mağdur öğretmenlerin gözündeki sitem, KHK süreçlerindeki o bitmek bilmeyen belirsizlik... Bunlar artık tekil vakalar değil, çözülmedikçe devasa bir toplumsal yaraya dönüşen gerçeklerdir.
​Demokrasi, sadece sandıkta değil, o sandıktan çıkan iradenin günlük hayattaki karşılığında gizlidir. 
Bakın egemenliğin meşruiyeti, vatandaşın sesine verilen değerle ölçülür. Bugün yükselen bu çığlıkları bir güvenlik sorunu olarak değil; sistemin eksik kalan parçalarını tamamlama çağrısı olarak görmek, toplumsal barışımız için elzemdir.
​Sokakları susturmanın değil, adalet terazisini her birey için daha duyarlı hale getirmenin vakti gelmiştir. Duvarları aşan bir empati ile toplumun tüm kesimlerinin sesine kulak vermek, devletin asli görevidir. Şu bilinmelidir ki; herkes için tam ve zamanında tecelli eden bir adalet, yarınlarımızın en güvenli teminatıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!