Vardiyalı Ev Sistemi: Bir Yatakta Üç Kiracı, 'Ekonomik Dayanışma' Zirvesi!

Geçenlerde bir emlak ilanına denk geldim; sanki bir ev değil, "yaşam sanatı" pazarlıyorlar. İlan başlığı şöyle: "Minimalist yaşam felsefesine uygun, kompakt yaşam alanı." Altındaki fotoğraflara bakıyorum; 10 metrekarelik bir yer. İçinde yatak mı, mutfak mı, çalışma masası mı olduğu belli değil. Eskiden "daracık, havasız" dediğimiz yerlere şimdi "akıllı oda" deyip geçiyoruz. Hani şu meşhur "minimalist yaşam" var ya, meğer bizim kira krizinin süslü adıymış da haberimiz yokmuş!
​Bir emlakçının şu sözü kulaklarımdan gitmiyor, "Vatandaşımız neden 100 metrekarede yorulup temizlik yapsın ki?"

Haklı valla! 8 metrekarede yaşarsanız temizlik yapmanıza bile gerek kalmaz; zaten kolunuzu uzatsanız her yere yetişiyorsunuz. 

Eşya mı sığmıyor? 

Çözümü basit. Eşya almayın! Hatta mümkünse nefes almayı bile biraz azaltın, ekonomi o zaman ferahlar belki.

​Asıl şamata şimdi başlıyor. Vardiyalı ev sistemi. Artık ev arkadaşı bulmak yetmiyor, bir de "zaman dilimi arkadaşı" bulmanız lazım. Sabahçı beyaz yakalılar, akşamcı gece vardiyası çalışanları, bir de hafta sonu nöbetçileri... Tek bir dairede üç farklı hayat. Düşünsenize, siz sabah işe gidiyorsunuz, kapıda karşılaştığınız kişi elinde pijamalarıyla "iyi uykular" dileyip yatağınızı devralıyor. Hükümetin bu sistemi "tüketim çılgınlığına karşı dayanışma ruhu" olarak adlandırmasına ne demeli? Vallahi bravo, krizi öyle bir pazarlıyorlar ki insan kendini evsiz kaldığı için "dayanışmacı" sanıyor.

​İşin uzmanları da boş durmuyor tabii. Geçenlerde bir gayrimenkul danışmanı, evsizliği bir "modern çağ kamp tatili" olarak tanımladı. Meğer parklarda, çadırlarda yatmak, emlak vergisinden ve aidattan kurtulmak isteyenler için bir "özgürlük" yolculuğuymuş. Hatta kira ödeyeceğinize bu parayı kişisel gelişim kitaplarına yatırıp "pozitif düşünün" diyorlar. 

Düşünsenize, kışın parkta titrerken, "Aslında ben kamp yapıyorum, üstelik kira vermiyorum, ne kadar özgürüm!" diye telkin veriyorsunuz. İnanın, insanın zihni bir süre sonra buna inanmaya başlar, sonuçta akıl sağlığını korumak da bir başarı artık!
​Gelelim işin zirvesine... Ekonomi yönetimine yakın bir danışman, kira artışlarına çözüm olarak "duygusal bağ" kurmayı önerdi. Yani ev sahibine gidip, "Beyefendi, kirayı düşürmeyin ama bir çay içelim, aramızdaki o soğukluğu ısıtalım" diyeceksiniz. Belki kira indirimi yapmaz ama tahliye kağıdını imzalatmadan önce size bir de bisküvi ısmarlar. İşte bu kadar! Toplumsal uzlaşma dediğin böyle olur; kirayı ödeyemezsiniz belki ama ev sahibiyle aranızdaki o tatlı, çaylı muhabbet her şeye bedeldir, değil mi?

Velhasıl dostlar; piyasa bizi "minimalist" olmaya, "vardiyalı" yaşamaya ve ev sahibiyle çay içip ısınmaya zorluyor. Yarın öbür gün bir karton kutunun üzerinde "lüks stüdyo daire" tabelası görürseniz şaşırmayın; unutmayın, sadece pozitif düşünmeniz yeterli!

​Bu "yaratıcı" barınma krizinin mimarı kim diye merak ediyorsanız hiç yorulmayın; bize bu 8 metrekarelik "özgürlüğü" layık gören ve yaşadığımız ekonomik enkazı bir "yaşam felsefesi" gibi yutturmaya çalışan bugünkü iktidarın vizyonuna kocaman bir alkış!








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!