Türkiye'de Kentler Neden Gettolaşıyor?
Bugün büyükşehirlerin en şaşaalı bulvarlarından içeriye, sokak aralarına doğru şöyle bir adım attığınızda karşınıza çıkan tablo, ekranlarda izlediğimiz pembe tablolardan fersah fersah uzakta olduğunu görürsünüz.
Yoksulluk artık köylerin, kırsalın sessiz bir kaderi olmaktan çıkıp beton yığınlarının arasında, metropollerin çeperlerinde patlamaya hazır bir saatli bombaya dönüştü. Aynı şehrin içinde yaşayan insanlar birbirinin lüksünü ya da sefaletini anlamakla kalmıyor; artık birbirine yabancılaşan, hatta korkan iki ayrı dünyaya hapsolmuş durumda.
Peki, bu devasa sosyal yara neden ana akım siyasetin ve ekranların gündemine tam anlamıyla girmiyor? Çünkü iktidar ve medya için yoksulluk, kalıcı bir kalkınma politikasıyla çözülmesi gereken yapısal bir sorun değil; seçim dönemlerinde dağıtılan üç beş yardım kolisinden, geçici erzak yardımlarından ibaret bir "lütuf" mekanizması. Mekânsal ve sosyal ayrışmanın yarattığı o derin uçurum, göz önünden kaldırıldığı sürece yok sayılıyor.
İşte tam da bu zihniyetin en çarpıcı özeti, ne yazık ki kentin kendisini dönüştürmek yerine sadece makyajlamayı seçen pratiklerde gizli. Yaşanan yoksulluğu örtmek için bu konuyu NATO toplantısı öncesi yabancı ülke başkanlarının Ankara'da havaalanı yolu üzerinde yıkık dökük evlerin görünmemesi için boyanması, önlerinin kapatılması gibi yoksulluğu örtmek için yapılan faaliyetler gibi halkın gerçekliğini perdelemeye çalışmaktan başka bir şey yapılmıyor.
Kameraların görmediği, protokol güzergâhının dışındaki o yoksul mahalleleri boyayarak, duvarlar örerek ya da brandalarla kapatarak derinleşen sefaleti saklayabileceklerini sanıyorlar. Oysa altı boyanmış duvarların arkasındaki çocuklar eğitime erişemiyor, gençler geleceğe dair en ufak bir umut besleyemiyor ve yoksulluk nesilden nesile aktarılan acımasız bir kadere dönüşüyor. Gerçekleri halının altına süpürmek ya da gecekonduların dış cephesini renklendirmek, ne adaletsizliği bitiriyor ne de o sokaklardaki ateşi söndürüyor.
Görünmeyeni yok saymaktan vazgeçmediğimiz sürece, boyanan o duvarlar bir gün kendi elleriyle ördüğü gerçekliğin altında kalacaktır diyelim ve buradan bir kez daha yoksulluğun resmini duvara asalım!
Yorumlar
Yorum Gönder