Sultandağı’nda Kırmızı Alarm: Emeğimiz Dalda Çürüyor, Devlet Seyrediyor!
ÖZEL HABER
Türkiye’nin meyve sepeti Afyonkarahisar’ın Sultandağı ilçesinde, toprak ana bu yıl yine cömertliğini konuşturdu. Kilometrelerce uzanan bahçelerde, coğrafi işaretli o eşsiz kirazlar dalları yerlere eğecek kadar gür ve iştah kabartıcı bir şekilde olgunlaştı. Ancak bu yıl o dallarda sallanan şey yalnızca bir meyve değil; binlerce ailenin bir yıllık emeği, umudu ve sessizce tükenen hayat hikâyesi.Bugün Sultandağı’nda mağduriyet yaşayan yaklaşık 2.500 kiraz üreticisi, 22 bin hektarlık alanda kiraz üretimi gerçekleştiriyor. Yaşananlara bakınca karşımızda duran tablo, planlı bir çöküşün ve göz göre göre gelen bir vicdan tutulmasının resmidir.Matematiğin İflas Ettiği Yer: Toplamak Zarar, Toplamamak Felaket
Bir üretici düşünün; sabaha karşı ayazda uyandığı, gözü gibi baktığı, damla damla suladığı ağacı meyveye durduğunda sevinmek yerine karalar bağlıyor. Sultandağı’nda bugün tam olarak bu yaşanıyor.
İhracatlık birinci sınıf kirazın tarladaki alım fiyatı 60 TL – 70 TL bandına sıkışmış durumda. Sanayiye gidecek ya da ikinci kalite ürünler ise 25 TL gibi trajikomik rakamlara talep görüyor.
Günlük tarım işçisi yevmiyesi 1.200 ile 2.500 TL arasında değişiyor. Bunun üstüne yemek, ulaşım, kasa, ambalaj, gübre ve ilaç masraflarını eklediğinizde, üreticinin karşısına çıkan tablo tek bir gerçeği haykırıyor: Kirazı toplamak, satmaktan çok daha pahalı.
Matematik bu denli acımasızca bozulduğunda, çiftçi hayatının en trajik ikilemiyle baş başa kalıyor: Ürünü toplasa işçi borcu altında ezilecek, toplamazsa gözü önünde dalda çürüyecek. Sonuç mu? Tonlarca "kırmızı elmas", mahşeri bir sessizlik içinde ağaçların üzerinde kaderine terk ediliyor. Çiftçi kendi bahçesinin amelesi olmaktan çıkmış, kendi emeğinin mezar kazıcısına dönüşmüş durumda.
Yıllarını bu topraklara vermiş, adının açıklanmasını istemeyen bir Sultandağı kiraz üreticisi, kulislerden.blogspot.com'a içinde bulunduğu çaresizliği şu yürek yakan sözlerle dile getirdi:
"Kredi çektik, gübreyi borçla aldık; 'Bu yıl rekolte iyi, borçları kapatırız' dedik. Ama şimdi o kıpkırmızı kirazlar ağaçların üstünde adeta bizim gözlerimize bakıyor. Sabah bahçeye giriyorum, kirazı toplatsam işçi yevmiyesini, nakliyesini ödeyemeyeceğim; toplatmasam gözümün önünde çürüyüp gidecek. Elim kolum bağlı, sadece bakıp ağlıyorum. Ne devletten bir el uzanan var ne de halimizi soran. Çocuğumun okul masrafını, kışın elektriğini nasıl ödeyeceğimizi bilmiyorum. Perişan ettiler bizi, kendi memleketimizde mülteci gibi bıraktılar" diyor."Devlet Nerede?" Çığlığına Duvar Ören Sessizlik
Geçen yıl zirai don vurduğunda "afet" dediler, çiftçi borç batağına saplandı. Bu yıl rekolte patladı, bu kez de "maliyet" felaketi kapıyı çaldı. Doğasıyla, iklimiyle mücadele eden üreticinin asıl belini büken ise doğanın kuralları değil; piyasanın acımasızlığı ve yöneticilerin sessizliği.
Bölgeden yükselen feryat çok net: Devletten tek bir kuruş destek yok. Taban fiyat mekanizması işletilmiyor, artan girdi maliyetlerine karşı üretici korumasız bırakılıyor, "Ne haliniz varsa görün" mesajı parıltılı salonlardan tarlalara soğuk bir rüzgâr gibi esiyor. Yıllardır bu toprakları işleyen, ülkenin gıda güvenliğinin omurgasını oluşturan insanlar, bugün başını yastığa koyduğunda "Yarın bu topraklarda nasıl tutunacağız?" sorusunun cevabını bulamıyor.Bir Ülkenin Hafızası Çürüyor
Sultandağı’nda dalda kalan sadece kiraz değildir. O dallarda kalan, Anadolu’nun kökleridir.
O ağaçların arasında çürüyen, tarımsal üretim iradesidir.
O kasalara giremeyen her bir meyve, yarın sofralarımızda göreceğimiz pahalılığın, dışa bağımlılığın ve köylülüğün bitiş ilanının ta kendisidir.
Bugün Sultandağı’ndaki üreticinin döktüğü gözyaşı, sıradan bir ekonomik zarar tablosuyla açıklanamaz. Bu, bir medeniyetin kendi elleriyle kendi beslenme damarlarını kesmesinin hikâyesidir. Ve ne yazık ki bu sessizliğe devlet el atmazsa ve böyle sürerse, yarın o dallarda ne kiraz kalacak ne de o kirazı toplayacak tek bir insan ömrü.
Yorumlar
Yorum Gönder