Sandıktan Korkmanın Bedeli Ve Bir İktidarın Çöküşünü İzlemek!

​Her sabah olduğu gibi güne yine bir "son dakika" gelişmesiyle başladık. Televizyonlarda, "CHP’li İzmit İlçe Belediyesi’ne yönelik operasyonda belediye başkanı, CHP ilçe başkanı ve çok sayıda çalışan gözaltına alındı..." 
Ancak bu operasyon, toplumun genelinde artık bir "denetim" faaliyetinden ziyade, siyasi bir dizayn çabası olarak okunuyor.
​Siyaset, özünde bir rekabet işidir; ancak bu rekabetin yürütülme biçimi, bir yönetimin demokratlık seviyesinin aynasıdır. 
Son dönemde Özgür Özel ve CHP’li belediyeler üzerinde yoğunlaşan idari soruşturmaları izliyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu durum, siyasi iklimi germekten öteye gitmiyor. İktidarın "oyun kurma" çabası, aslında kendi ayaklarının altındaki zemini hızla eritiyor.
​Sürekli yapılan bu baskınlar, artık vatandaşın vicdanında bir "denetim" mekanizması olarak değil, siyaseti masa başında dizayn etme girişimi olarak görülüyor. Oysa siyaseti sandık dışı yollarla şekillendirmeye çalışmak demokrasinin doğasına aykırıdır. İşin aslı, halk yoruldu. Ekonomik krizin ve hayat pahalılığının altında ezilen seçmene sürekli "operasyon hikayeleri" anlatmak artık karşılık bulmuyor. Vatandaş, kendi oyuyla seçtiği başkana yapılan müdahaleyi, doğrudan kendi iradesine yapılmış bir saldırı olarak algılıyor. Bu baskı dili, CHP tabanını kenetlediği gibi, AKP seçmenini de 
"Adalet nerede?", 
"Liyakat ne oldu?" diye sormaya itiyor.
Türkiye'de ki ​siyasi tarihe bakılınca, baskıyı yönetim biçimi haline getirenlerin sonunun hep benzer olduğunu gösterir. Bugün atılan bu adımlar dışarıdan "güçlü bir iktidar" gibi görünse de aslında içeriden bakıldığında bir çaresizlik göstergesidir. 
İktidar, CHP’yi köşeye sıkıştırdığını sanırken kendi meşruiyetinin son kırıntılarını da tüketiyor; yani bu operasyonlar, aslında kendi gidişini hızlandıran araçlara dönüşüyor.
​Net bir gerçek var ki o da  siyaset korkuyla değil, umutla ve icraatla yapılır. İktidarın çözüm üretme kapasitesi azaldıkça operasyonel kapasitesini artırması halkın gözünden kaçmıyor. Seçmen, iradesine ve geleceğine vurulan her türlü darbenin notunu tutuyor. Sandık günü geldiğinde, bu baskıların hesabı misliyle soracaktır.
Özetle; güvenin bir kez yitirildiği bu iklimde, atılan hiçbir siyasi ve idari adım sandığın o soğuk ama gerçeği söyleyen yüzünü değiştirmeye yetmeyecek. İktidar, kendi sonuna giden yolu bizzat elleriyle döşüyor; yaklaşan o büyük hesaplaşma günü geldiğinde, attıkları her adımın aslında kendi ayaklarına dolandığını hep birlikte göreceğiz.

.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!

Tarihi Adaletsizlik ve Felsefi Miras: Ömer Öneren'den Şeyh Bedreddin'e "Anıt Mezar Manifestosu

TBMM’de Ayrıcalık Zinciri: Koltuğu Bırakana Oda, Çalışana Yasak, Emekliye Kapı!