Çöpten Geçinenlerin Umuduna Darbe!
Ellerinde büyük çöp torbalarıyla bir atık matikten diğerine koşan, her bir boş şişeden çıkacak üç beş kuruşun hesabını yapan insanlar... Kimi yaşlı bir amca, kimi geçim derdine düşmüş bir genç, kimi de evine ekmek götürmeye çalışan bir anne.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın büyük bir gururla "döngüsel ekonomi" ve "çevreci politika" makyajıyla hayata geçirdiği Depozito Yönetim Sistemi (DYS), bugün sahada bambaşka bir gerçeğin aynası haline geldi.
Normal şartlarda bu tür sistemlerin amacı bellidir. Doğayı korumak, ambalaj atıklarını kaynağında ayrıştırmak ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakmak. Ancak Türkiye’de artan enflasyon, dayanılmaz hayat pahalılığı ve derinleşen ekonomik kriz, bu masum çevreci adımı bile milyonlarca insan için "hayatta kalma mücadelesi" alanına çevirdi.
Halkın temel gıda maddelerine dahi erişmekte zorlandığı, maaşların eriyip gittiği bir ülkede; vatandaşlar sırf mutfak masrafına katkı sunabilsin, en azından bir ekmek alabilsin diye sokaklardan pet şişe, cam şişe topluyor. Akıllı iade makinelerinin önünde oluşan o uzun kuyruklar, aslında Türkiye’de ekonominin nereye geldiğinin resmidir.
Fakat iktidar sahipleri, bu manzarayı görüp "Biz nerede yanlış yapıyoruz, bu insanlar neden çöp konteynerlerinden şişe toplamak zorunda kalıyor?" diye sormak yerine, meseleyi adeta yok saymayı tercih ediyor.
Hatta iktidarın, günde 2 milyon şişe iade edilip bu yoğunluğu görünce yoksulluğu azaltacak çözümler üretmek yerine, şişe başına verilen 1 lira ödemeyi 50 kuruşa düşürdüğü görülmektedir.
Yetmiyor; bu insanlara verilecek o cüzi iade bedellerinde "tarife değişikliğine" gidilerek kesintiye, daraltmaya gidiliyor. Bu yapılan utanç verici bir durum değilde nedir?
Anayasa’nın ilk maddelerinde yazar ya hani: Türkiye Cumhuriyeti bir sosyal hukuk devletidir.
Sosyal devlet; vatandaşına sırtını dönen değil, yoksullukla mücadele eden, en dezavantajlı kesimi koruyup kollayan devlettir.
Şimdi sormak lazım: Geçim sıkıntısından dolayı çöpün kenarından topladığı üç beş şişeyle evini geçindirmeye çalışan bu insanlara karşı atılan her geri adım, hangi sosyal devlet anlayışıyla açıklanabilir?
Çevresel sürdürülebilirlik kılıfı altında, en alt gelir gruplarının omuzundaki yükü daha da artırmak hangi vicdana sığar?
İdari hukukun temel ilkelerinden olan "ölçülülük" ve "hakkaniyet" ilkeleri bu masaların neresinde kalmıştır?
Politika yapıcılar klimalı odalarından çıkıp sokaktaki gerçeklikle yüzleşmedikçe, atılan her adım sadece kâğıt üstünde kalmaya mahkûmdur. Çevreci projeleri desteklemek elbette elzemdir; ancak bu projeler uygulanırken, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik buhran ve bu buhranın altında ezilen milyonlar yok sayılamaz.
Vatandaşın çöp konteynerinden topladığı ambalaj atığıyla elde ettiği o en temel, en kırılgan geçim kapısına darbe vurmak; sadece teknik bir düzenleme değil, vicdanları yaralayan bir tercihtir.
Gerçek bir çevre politikası, önce o doğayı kirletmeyen ama yoksullukla kirletilen insanını korumakla başlar. Unutmayın ki, sokaktaki insanları görmezden gelerek ne doğayı kurtarabilirsiniz ne de adaleti sağlayabilirsiniz.
Ez cümle o çöplüklerin başında şişe sayan çocukların geleceğini kararttığınız sürece, kurduğunuz o süslü çevreci cümleler sadece bu kirli düzenin bir mezar taşı olacaktır!
Yorumlar
Yorum Gönder