Peynir Fiyatı mı, Mizah mı Daha Tehlikeli? İktidarın 'Vizyon' Enkazı
Sonuç mu?
Biri yan baktı diye birbirine giren komşular, hayat pahalılığını konuşmayı "terörle eşdeğer" gören bir iklim ve mizahı bile "beeka meselesi" sanan bir yönetim anlayışı.
Hatırlayın; birkaç gün önce Deniz Göktaş gibi bir stand-up sanatçısının sahne performansına gelen "tahammülsüzlük" dalgasını. Koskoca bir iktidar bloğu, elinde mikrofonla sadece hayatın absürtlüğüyle dalga geçen bir gence bile tahammül edemiyor.
Neden?
Çünkü bir stand-upçının ironisi, iktidarın 24 yıldır inşa ettiği "her şey güllük gülistanlık" illüzyonuna atılan en büyük taş.
Bir toplum düşünün ki; markette etiketi görünce şaşkınlıktan gülen vatandaşı "provokatör", o şaşkınlığı sahneye taşıyan komedyeni "tehlikeli" ilan ediyor.
Bu bir yönetim krizi değil, bu bir özgüven enkazıdır. İnsanların mutfaktaki yangını konuşmasından korkan bir zihniyet, artık kendi gölgesinden bile rant çıkaran bir yapıya dönüşmüştür.
Ekonomik tablonun bir diğer "yıkım" alanı ise eğitim. 24 yıllık bu uzun ince yolda eğitimin geldiği nokta; her köşe başına açılan tabela üniversiteleri ve diplomaları "değerli kağıt" statüsüne düşen milyonlarca genç.
Gençler 4 yıl boyunca teorik bilgilerle donatılıyor, mezun olduklarında ise ellerine verilen tek "yetkinlik" asgari ücretle kasiyerlik yapmak oluyor.
Eğitim sistemi artık bir "aydınlanma" aracı değil, gençlerin umutlarını öteleyen bir "bekleme odasına dönüşmüş durumda.
Bu gençler, ülkenin neden bu kadar gergin olduğunu anlamak için çok uzağa bakmalarına da gerek yok; babalarının 24 yıl önce tek maaşla ev sahibi olduğu bir ülkede, kendilerinin 24 yıl çalışsa bile sadece bir kira parası biriktirebildiğini görmek, en büyük "sosyal gerginlik" kaynağı değil mi?
Ekonomi kötüye gittikçe, iktidarın elindeki en eski ve en etkili "kurtarma" kartı masaya sürülüyor.
İnsanlar ekmeği 10 liraya alıp, akşam haberlerinde neden "dış güçlerin" buna sebep olduğunu dinlemekten yorgun düştü. Bir tarafta sarayların şatafatıyla "büyük Türkiye" masalları anlatanlar, diğer tarafta ise faturayı ödeyemediği için fişi çekilenler.
İktidar, bu iki kesim arasındaki uçurumu kapatmak yerine, araya daha derin bir hendek kazarak kendi varlığını garantiye almaya çalışıyor.
Bir stand-upçının şakasına bile "soruşturma" açılan bir ülkede, ekonomi düzelir mi? Tabii ki hayır. Çünkü mizahın susturulduğu, eğitimin çürüdüğü ve halkın sadece "siyasi kimlikleri" üzerinden kamplara ayrıldığı bir yerde ne liyakat kalır ne de huzur.
24 yılın sonunda elimizde kalan; genç bir mizahçıdan korkan bir yönetim, diploması işsizlik karnesine dönüşmüş bir nesil ve "nasıl geçineceğiz?" sorusunu sormanın bile vatan hainliği sayıldığı o meşhur, "huzurlu" Türkiye tablosu.
Şimdi siz söyleyin; bu trajikomik senaryoyu yazanlar, finalde nasıl bir alkış bekliyor?
Yorumlar
Yorum Gönder