Kibir ve Yalan Kuleleri İnşa Edenler O Enkazların Altında Kalırlar!
Sınırları aşan bir iştahla adaleti, liyakati ve insani olan her şeyi bir kenara itenlerin, aslında büyük bir yanılgının içinde olduklarını görmek için kahin olmaya gerek yok.
Tarih, bu tip "mutlak güç" sarhoşluğunun nasıl bir sonla noktalandığının sayısız örneğiyle dolu. Ancak modern zamanın kibri, bu ibretlik dersleri hatırlamak yerine, onları yok saymayı seçiyor.
Peki, kötülük neden hep aynı sona mahkûmdur?
İşin sırrı, kötülüğün kendi kendini imha eden mekanizmasında saklı. İyilik, paylaşıldıkça büyüyen ve toplumu bir arada tutan bir harçtır. Kötülük ise tam aksine, paylaşıldıkça azalmaz, aksine sahiplerini tüketir. Her yeni adaletsizlik, onu yapanın eline yapışan, onu özgürleştiren değil, zincire vuran bir ağırlıktır.
Lütfen çevrenize dikkatlice bir bakın. Her türlü etik kuralı çiğneyerek "güç" devşirenler, aslında artık kendi yarattıkları o tekinsiz fanusun içinde hapisolmuş durumda. Hakikatten koptukça, gerçeklik algıları bozuluyor. Kendi kurdukları korku imparatorluğunda, artık en çok kendi çevrelerinden, en yakınlarındaki "sadık" adamlarından bile şüphe duyar hale geliyor. Kötülük, ortaklıkları bozar; çünkü ahlakın olmadığı, menfaatin bittiği yerde sadakat da biter.
Bu, dışarıdan müdahaleyle gelen bir yıkım değil; bu, sistemin kendi içindeki zehirle çürümesidir. Bir binayı ayakta tutan taşı yerinden çekerseniz, o bina er ya da geç çöker. İşte bugün, adaleti ve ortak akılla harmanlanmış vicdanı yerinden çekip yerine "tek tip bir sadakat" ikamesi koyanlar, aslında kendi yıkımlarının temelini bizzat atmış durumdalar.
Kötülük yapanların en büyük yanılgısı, süreci kendilerinin yönettiğini sanmalarıdır. Oysa o kuyu her gün biraz daha derinleşiyor. Ve ironik olan şudur ki; o kuyuyu kazanlar, kazdıkları derinliğin içinde eninde sonunda kendi seslerinin yankısıyla baş başa kalacaklar. Kendi yarattıkları kaostan, kurguladıkları kumpaslardan ve kirlettikleri o değerler sisteminde boğulacaklar.
Belki bugün, karanlık çok koyu görünebilir. Ancak unutmayın ki, karanlığın en yoğun olduğu an, şafağa en yakın andır. Ve o şafak, yine bu toprağın kadim vicdanı ve adaletiyle gelecektir.
Kötülüğün sınır tanımadığı yerde, iyiliğin gücü kendi sessiz ama sarsılmaz doğasıyla yeniden ayağa kalkar. Sonuçta herkes, kendi eyleminin mahkûmudur. Ve bazıları için kendi kazdığı kuyuda boğulmak, tarih karşısında verilecek en adil cezadır!
Yorumlar
Yorum Gönder