Hesaba Katılmayan Sosyoloji: CHP'ye Açılan Dava Seçmende 'Artık Yeter' Barikatı Kuruyor!
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Kasım 2023’te gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultayı’nın iptali talebiyle açılan "mutlak butlan" davası, teknik bir hukuki prosedür olmanın ötesine geçerek Türk siyasi mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyan makro-siyasi bir krize dönüştü.
Ankara koridorlarında bu hamle, yalnızca ana muhalefet partisinin iç işleyişine bir müdahale değil; yerel seçimlerin ardından yakalanan "2028 momentumunu" kesmeye yönelik geniş ölçekli bir siyaset mühendisliği olarak okunuyor.
Ancak Türkiye'nin yakın siyasi tarihi, yargısal araçlarla toplumsal iradeyi dizayn etme girişimlerinin çoğunlukla ters teptiğini ve birer "siyasi bumeranga" dönüştüğünü gösteren hafıza kayıtlarıyla dolu.
Analistler, davanın zamanlamasına dikkat çekiyor. 31 Mart yerel seçimlerinin ardından CHP'nin kamuoyu yoklamalarında birinci parti konumunu tahkim etmesi ve Özgür Özel liderliğindeki yeni yönetimin "iktidar alternatifi" algısını güçlendirmesi, statüko aktörlerinde alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Muhalif tabanda "örtük ortak akıl" olarak adlandırılan argümana göre; bu dava mevcut iktidar bloku ile parti içi eski elitlerin çıkarlarının asimetrik bir şekilde kesiştiği noktada filizlendi.
Temel strateji; CHP’yi yapısal reformlar ve vizyon projeleri üretmekten alıkoyarak, kendi içine dönük bir iç çatışma girdabına hapsetmek.
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun sürece dair takındığı, "Kararı kabul etmezsek kayyum gelir" odaklı retoriği, parti tabanında ve seçmen genelinde derin bir kırılma yaratmış durumda.
Kılıçdaroğlu’nun bu yaklaşımı, kendi çevrelerince "hukuki gerçekçilik ve partiyi koruma refleksi" olarak savunulsa da, geniş muhalif kitleler tarafından siyasi iradenin yargı bürokrasisine peşinen teslim edilmesi olarak yorumlanıyor.
Bu tutum, Kılıçdaroğlu’nun "Adalet Yürüyüşü" ile inşa ettiği demokratik liderlik mirasını ve siyasi itibarını, kendi eliyle bitirmek olarak değerlendiriliyor.
Siyaset mühendisliği hesaplarının sıklıkla göz ardı ettiği en dinamik değişken ise, seçmen sosyolojisi ve kolektif hafızadır. Kamuoyunda oluşan "Kılıçdaroğlu ve iktidar eliyle CHP’yi dizayn etme" algısı, muhalif seçmende bir çözülme veya yılgınlık yaratmaktan ziyade, "artık yeter" duygusunu tetikleyecek gibi görünüyor.
2019 İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin iptal edilmesi sürecinde yaşanan refleks, bugün de geçerliliğini koruyor.
Unutulmaması gereken bir şey var ki bu da, yargı eliyle sandık iradesine müdahale edildiği algısıdır ve her zaman seçmende tersine bir kenetlenme dalgası yaratmıştır.
Ankara’daki genel eğilim; bu davanın, iktidara karşı kontrol edilmesi güç toplumsal bir barikata ve demokratik bir öfke patlamasına zemin hazırlayabileceği yönünde.
Türkiye’de yargı bağımsızlığının ve kurumların tarafsızlığının en üst düzeyde tartışıldığı bir konjonktürde, bir partinin en yüksek irade beyanı olan kurultay kararının mahkeme salonlarına taşınması, Türk demokrasisi adına tehlikeli bir emsal teşkil ediyor.
Son tahlilde; sandıktan çıkan iradeyi yargısal formüllerle budamaya çalışmak, toplumsal hafızanın adalet refleksiyle çarpışmaya mahkumdur. Bu hamleyi kurgulayanlar ve destekleyenler için süreç, bir yönetim değişikliğinden ziyade, tüm siyasi hesapları altüst edecek tarihsel bir hüsranla sonuçlanabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder