Kayıtlar

Yerel Seçimdeki 'Protesto' Genel Seçimde 'Veto'ya mı Dönüşüyor?

Resim
​Türkiye siyaseti Haziran 2026 itibarıyla, 2023 yerel seçimleri’nin yarattığı "yeni normal" içerisinde şekilleniyor. İktidar bloğu (AKP-MHP) için temel mesele artık bir "seçim yönetmek" değil, "seçmenle kopan bağı yeniden kurmak" haline gelmiş durumda. ​2023 yılındaki yerel seçim sonuçları, Türkiye'de iktidar aleyhine bir "taban kayması" yaşandığını tescilledi. Bu durum, muhalefetin sadece belirli bölgelerde değil, Anadolu'nun genelinde de iktidar alternatifi olduğunu gösterdi. ​Cumhur İttifakı, ekonomik kriz ve alım gücü kaybı nedeniyle "sadık seçmen" profilini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Yerel seçimlerde iktidara karşı kullanılan "protesto oyları", genel seçimde de bir "yönetim değişikliği talebine" evrilmiş durumda. Seçmen, refah artışı görmediği sürece yerel seçimdeki bu kararlı duruşunu genel seçime de taşıma eğiliminde. ​ ​Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin getirdiği %50+1 zor...

Seçim Zahmetine Son: Kayyumotokrasi İle Yönetim Artık 'Adrese Teslim'

Resim
​ Türkiye’nin son yıllardaki kurumsal vizyonu, bilinen klasik işletme yönetimi kitaplarını çöpe attırdı. Yeni modelimiz ise "Yönetemiyorsan, devret; seçildiyse, paketle." Duayen  siyasetçi Nesrin Nas’ın literatüre kazandırdığı o meşhur ifadeyle; artık demokrasinin, piyasa ekonomisinin ve mülkiyet hakkının tek bir çatı altında toplandığı bir "Kayyumotokrasi" rejimindeyiz. ​Bu sistemde yönetim, zahmetli bir iş olan "seçim" veya "rekabet"e ihtiyaç duymaz. Sadece bir dilekçe, bir "iltisak" şüphesi ve bir mühür yeterlidir. İşte, modern Türkiye’nin yönetim sanatından seçmece "Kayyumotokrasi" pratikleri: ​ Belediyecilik "Seçmen Seçer, Biz Atarız" (Hizmette Sürdürülebilirlik) ​Belediyelerde süreç harika işliyor. Halk sandığa gidiyor, birine oy veriyor, sonra bir bakıyor ki koltukta bambaşka bir sima! "Seçmen iradesi" dediğimiz o eski moda kavram, yerini "idari atama ferahlığına" bıraktı. Se...

Öğretmeni Susturulan Bir Ülkenin Asla Yarınları Olmaz!

Resim
Ankara'da Haziran ortasında öğretmenlere yönelik polisin sert müdahalesi toplumun birçok kesiminde tepkilere neden olurken, eğitim camiasındaki huzursuzluğu da bir kez daha gün yüzüne çıkardı.  Mülakat mağduriyeti yaşayan öğretmenler ile özel sektör öğretmenlerinin TBMM önünde ve çeşitli parklarda bir araya gelerek başlattıkları eylemler, polisin sert müdahaleleriyle karşılaştı. "Taban maaş", "insanca yaşam koşulları" ve "mülakat sistemi" gibi temel taleplerle alanlara çıkan eğitim emekçilerinin yaşadığı bu durum, Türkiye’de uzun yıllardır süregelen eğitim politikaları üzerindeki tartışmaları da beraberinde getirdi. ​Eğitim sistemi, toplumun geleceğini şekillendiren en temel kamusal hizmet alanıdır. Ancak son yirmi yılı aşkın süreçte, eğitim sisteminin merkezi bir planlama yerine sık değişen uygulamalarla yönetilmesi, eğitimciler ve öğrenciler nezdinde ciddi bir belirsizlik yaratmıştır. Öğretmenlik mesleği, ekonomik ve özlük hakları açısı...

Mazot ve Gübreyle Başlayan İcrayla Biten "Tarımsal İflas"!

Resim
​Türkiye, tarımsal üretim kapasitesi açısından dünyanın en avantajlı coğrafyalarından birine sahip olmasına rağmen, bugün çiftçisi üretim maliyetleri, borç sarmalı ve plansızlık nedeniyle tarihi bir krizle karşı karşıya. Bu tablo, yalnızca ekonomik bir başarısızlık değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan sosyal devlet ilkelerinin ve mülkiyet haklarının aşındırıldığı bir hukuk krizidir. ​Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilgili maddeleri, devletin tarımsal üretimi planlamasını ve çiftçiyi desteklemesini zorunlu kılar. Ancak uygulamadaki politikalar, bu temel metinlerle derin bir tezat oluşturmaktadır. ​Madde 44 (Toprak Mülkiyeti ve Tarım Reformu): Anayasa, devletin tarım arazilerinin verimli işletilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtir. Oysa Türkiye’de tarım arazileri, plansız kentleşme ve endüstriyel projelerle her geçen gün daralmakta, "tarım reformu" söylemi ise etkisiz bir bürokratik mekanizmaya dönüşmektedir. ​Madde 45...

Gündem Değiştirme Operasyonları Boşuna: Mutfaktaki Yangın Sönmüyor!!

Resim
​Siyaset arenasında yaşanan tartışmalar, hukuki süreçler ve gündem belirleme çabaları, Türkiye’nin dört bir yanındaki hanelerin kapısından içeri girdiğinde yerini tek bir gerçeğe bırakıyor. Geçim mücadelesi. Medya ve siyaset dünyası odağını sürekli değişen polemiklere çevirse de, 2026 yılının verileri, vatandaşın asıl meselesinin mutfak enflasyonu, barınma krizi ve alım gücündeki erime olduğunu gözler önüne seriyor. ​Nisan 2026 itibarıyla açıklanan veriler, yaşam maliyetindeki artışın sadece bir istatistik değil, hanelerin bütçesinde açılan derin bir yara olduğunu gösteriyor. Türk-İş ve Hekimsen gibi kuruluşların paylaştığı araştırmalar, durumu çarpıcı bir şekilde şöyle özetliyor: ​Açlık Sınırı  Dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama, 34 bin TL bandını aşarak 35 bin TL sınırına dayanmış durumda. ​Yoksulluk Sınırı  Gıda harcamasının üzerine barınma, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri eklendiğinde, bir ailenin insan...

Şeffaflığın İflası: Kılıçdaroğlu Döneminde Kapalı Kapı Siyaseti!

Resim
​Türkiye siyasetinde sular durulmuyor. Son dönemde özellikle sosyal medya mecralarında ve bağımsız yayın platformlarında, Kemal Kılıçdaroğlu ve yakın çalışma çevresine yönelik sert eleştiriler her geçen gün artıyor. Seçim süreçlerinin ardından başlayan bu tartışmalar, yalnızca bir "koltuk kavgası" olmanın ötesine geçerek, parti içi demokrasi, etik değerler ve toplumsal sözleşme üzerinden derin bir güven krizine dönüşmüş durumda. ​Yayıncılar ve siyasi gözlemciler, Kılıçdaroğlu dönemindeki yönetim tarzının, partinin geleneksel kurumsal yapısını zedelediğini savunuyorlar ve gündeme getirilen temel iddiaları ise şöyle sıralıyorlar: Partinin temel ilkeleri ve tüzüğünün, kişisel kararlar ve dar bir çevre tarafından esnetildiği veya yok sayıldığı iddiası. Karar alma mekanizmalarında liyakat esaslı bir sistem yerine, liderin etrafındaki "sadıklar" grubunun domine ettiği bir yapı oluşturulduğu eleştirisi. Partinin geçmiş birikimini ve değerlerini temsil eden isim...

Hukukun Üstünlüğü mü, Üstünlerin Hukuku mu?Adaletin Gölgeli Yolu!

Resim
Türkiye’de son dönemde hukuk sistemi ile siyaset arasındaki etkileşim, özellikle yerel yönetimler ve ana muhalefet partisi ekseninde yoğun bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.   "Hukuk devleti" ilkesinin en temel unsuru olan öngörülebilirlik ve tarafsızlık kavramları, yargı kararlarının siyasi atmosferle paralel ilerlediği iddialarıyla ciddi bir sınavdan geçmekte. Seçilmiş ​İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, birçok CHP’li belediye başkanına yönelik yürütülen soruşturmalar ve açılan davalar, kamuoyunda "yargının siyasallaşması" eleştirilerinin merkezinde yer alıyor. İmamoğlu hakkında, kamu görevlilerine yönelik ifadeleri gerekçe gösterilen davalardan, "görevi kötüye kullanma" iddialarına kadar uzanan çok sayıda hukuki süreç; yine yüksek yargı ve hukukçular tarafından "seçilmişlerin görevlerini ifa etmelerini zorlaştıran bir kuşatma" olarak tanımlanıyor. ​Bu süreçte dikkat çeken en temel eleştiri...

Sistem Eleştirilerinde Ortak Payda: "Kurumsal Çöküş ve Toplumsal Kriz!

Resim
​Türkiye'de yürürlükte olan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, hem idari işleyişi hem de toplum üzerindeki sosyoekonomik etkileri bakımından yoğun eleştirilerin odağında kalmaya devam ediyor.  Özellikle yasama organında dile getirilen görüşler, sistemin kurumsal yapıyı erozyona uğrattığı ve toplumsal yaşamda derin bir adaletsizlik yarattığı yönünde birleşiyor. ​Sistem, karar alma süreçlerinde yarattığı keyfiyetle eleştiriliyor. Sık sık değiştirilen kararnameler ve yönetim mekanizmalarındaki istikrarsızlık, kamu idaresinde öngörülemez bir ortam oluşturuyor. Liyakat esaslı atamaların terk edildiği ve kurumların işlevsizleştirilerek kapatıldığı bu süreç, devlet yönetiminde ciddi bir zafiyet olarak tanımlanıyor. Bu durumun, bürokrasideki uzmanlaşmayı ve kurumsal hafızayı yok ettiği savunuluyor. ​Sistemin toplumsal yansımaları ise çok daha derin bir tabloyu ortaya koyuyor. Uygulamaların, toplumu sefalete sürüklediği ve hukukun üstünlüğü ilkesini zedelediği ifade ediliyor. Bu ...

Başarır'dan Kılıçdaroğlu'na Sert Çıkış: "Harcanan Çabayı AKP'ye Gösterseydiniz..."

Resim
​ CHP Meclis Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Meclis bahçesinde düzenlediği basın toplantısında, butlan kararı ile CHP Genel Başkanlığına gelen Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik sert açıklamalarda bulundu. ​Başarır, konuşmasında özetle şu ifadelere yer verdi: ​" Millet Bizi İstiyor " Milletin mevcut yönetimi o koltukta görmek istemediğini belirten Başarır, "Biz milletin ferasetini, isteğini yerine getiriyoruz. Halk seni o koltukta görmek istemiyor, millet istemiyor, kurultay delegeleri istemiyor." dedi. ​" Darbe Girişimi" Benzetmesi  80 darbesinden sonra CHP Grup Başkanvekillerine yönelik gerçekleştirilen bazı hamlelerin, sözde bir yönetim tarafından yapıldığını ifade eden Başarır, bunları 80 darbecileriyle kıyasladı. ​" Kumpas" İddiası  29 aydır devlet içerisindeki bir yapının kendilerine karşı planlı bir şekilde kumpas yürüttüğünü savunan Başarır, bu süreçte sosyal medya trollerinin, bazı havuz medyasının ve yar...

Yasama'da Çıkmaz Sokak: Muhalefeti Yok Sayan İrade, Milletin Sesi Olabilir mi?

Resim
Yasamanın merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), halkın sorunlarının konuşulup çözüldüğü en önemli bir yerdir. Ancak son zamanlarda Meclis’te işleyişle ilgili ciddi bir tıkanıklık yaşanıyor. ​Meclis genel kurulunda muhalefetin sunduğu halk yararına önerilerin, içeriğine bakılmaksızın "sayısal çoğunluk" gerekçesiyle sürekli reddedilmesi, parlamentoyu bir çözüm merkezinden ziyade bir etkisizleştirme kürsüsüne dönüştürmüştür. Bu durum, yalnızca bir muhalefet partisinin engellenmesi değil, aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin taleplerinin de yok sayılmasıdır. Ana muhalefet partisi CHP'nin lideri Özgür Özel ve yönetimine yönelik artan baskılar, bu süreçle birleştiğinde siyasi rekabetin meşru sınırlarını aşarak demokrasinin işleyişine zarar veren bir noktaya ulaşması, toplumu tedirgin ediyor. ​İçinde bulunduğumuz bu kritik dönem, sadece tek bir partinin mücadelesiyle sınırlı kalmayacak kadar hayati bir öneme sahiptir. CHP’ye ve ana muhalefet yönetimin...

Sanatçılardan Kılıçdaroğlu'na Sert Veto: "Eserlerimiz Sizinle Yürümez, Onlar Halkındır!"

Resim
Türkiye siyasetinin son günlerdeki en çalkantılı gündemi olan ve "mutlak butlan" kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP Genel Başkanlığı koltuğuna taşınması, sadece siyasi arenayı değil, sanat dünyasının vicdanını da derinden sarstı.  Yıllardır bu ülkenin ezgilerini, umutlarını ve itirazlarını notalara döken Türkiye’nin en köklü sanatçıları; Zülfü Livaneli’den Selda Bağcan’a, Cahit Berkay’dan Suavi’ye, Onur Akın’dan Edip Akbayram’ın ailesine kadar uzanan geniş bir isim listesi, Kılıçdaroğlu yönetimine karşı "sanatın yasaklı mührünü" vurdu. ​Siyasi bir meşruiyet tartışmasının tam göbeğinde yer alan Kılıçdaroğlu, sanat dünyasından daha önce hiç görülmemiş ölçekte bir "izolasyon" ile karşı karşıya. Sanatçılar, sadece eserlerini geri çekmekle kalmıyor; aynı zamanda bu sürecin demokratik değerlerle bağdaşmadığını, "butlanla gelenin" sanatın evrensel dilini kirletmesine göz yummayacaklarını ilan ediyorlar. ​Zülfü Livaneli: "Butla...

"Osmanlı" Söylemleri Türkiye’yi Hangi Yola Sokuyor? Kulisler Hareketli

Resim
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Ortadoğu’ya ilişkin açıklamalarına paralel ifadeler, Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı gün yaptığı Osmanlı ve Ortadoğu vurgulu konuşma ve paylaşımları, hem meclis muhalefet kulislerini hem de diplomasi kulislerini hareketlendirdi. 9 Haziran 2026’da neredeyse aynı saatlerde yapılan Osmanlı vurgulu açıklamalar. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Osmanlı millet sistemini öven, post-Osmanlı ulus-devlet düzenini “hata” olarak nitelendiren sözleri; Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Osmanlı coğrafyasında büyüyerek gitmek” vurgusu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Osmanlı çınarı” ile “7 iklimde bayrak” paylaşımı, diplomasi ve laik Cumhuriyet savunucularında ciddi rahatsızlık yarattı. Diplomatik kaynaklar, “Bu tür nostaljik ve revizyonist söylemler, Türkiye’nin 100 yıllık demokratik laik Cumhuriyet kimliğini aşındırıyor” uyarısında bulunuyor. Bir Batılı diplomat, “Barrack’ın millet sistemi övgüsü ve m...

Kılıçdaroğlu'nun "MYK'sı Parti Tüzüğünü Çiğnedi! "Alınan Karar Tüzüğe Aykırı!"

Resim
Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki Merkez Yönetim Kurulu (MYK), yapılan toplantı sonrası, CHP lideri Özgür Özel'e yakın isimlerden 9 CHP milletvekilinin partiden ihracının istendiğini duyurdu. Bu karar, parti içerisinde disiplin süreçlerinin tüzüğe aykırı işletildiği yönündeki tartışmaları da beraberinde getirdi.  CHP Aydın Milletvekili ve Hukukçu Süleyman Bülbül, MYK'nın milletvekilleri hakkında aldığı kararların parti tüzüğünü ihlal ettiğini belirterek, söz konusu kararın hukuksuz olduğunu vurguladı. ​Katıldığı bir televizyon programında disiplin süreçlerinin işleyişine dikkat çeken Süleyman Bülbül, milletvekillerinin disiplin süreçlerinde tek yetkili organın Parti Meclisi (PM) olduğunu hatırlatarak, MYK'nın milletvekillerini doğrudan disipline sevk etme veya Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) gönderme yetkisinin bulunmadığını ifade etti.  Bülbül, parti tüzüğünün 63. maddesinin birinci fıkrasına göre; milletvekillerinin parti suçu oluşturduğu iddia edilen eylem...

Kılıçdaroğlu'nun Dördüncü Gücü ‘Hizaya Getirme’ Planı ve Otokratik Yüzü!

Resim
Uzun süreli ana muhalefet lideri olan ve dönem dönem "basın özgürlüğü" vurgusuyla öne çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, dün yaptığı konuşmasında, iktidarı eleştiren medya kuruluşlarını ve sahiplerini hedef alan açıklamalarına toplumun birçok kesiminden tepki yağdı. Kılıçdaroğlu’nun, "Sahibi Londra'da olan, Türkiye'ye gelmeye cesaret edemeyen bazı televizyonların sahipleri var. Parayla nasıl delege alınıp satılıyorsa, televizyon kanalları da parayla alınıp satılmasın. Onun da önüne geçeceğim" şeklindeki ifadeleri, hem medya sektöründe hem de hukuk çevrelerinde derin bir endişe ve "çelişki" eleştirisiyle karşılandı. ​Kılıçdaroğlu, siyasi kariyeri boyunca pek çok kez "basın özgürlüğünün kısıtlanması", "medya sahipliği yapısının tekelleşmesi" ve "gazetecilerin tutuklanması" gibi konularda iktidarı sert bir şekilde eleştirmiş; basının "demokrasinin dördüncü gücü" olduğunu her fırsatta dile getirmişti. Ancak bu...

CHP’de "İktidar Mühendisliği" Şüphesine, İl Örgütlerinden "Kurultay" Resti!

Resim
​Ankara’nın kavurucu yaz sıcağı, CHP’deki siyasi depremin yankılarıyla birleşerek başkentte tansiyonu en üst seviyeye taşıdı. Mahkeme kararıyla genel başkanlık koltuğuna geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu ve "değişim" bayrağını taşıyan Özgür Özel arasındaki gerilim, artık sadece bir parti içi çekişme değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğini belirleyecek yapısal bir hesaplaşmaya dönüştü. ​Özgür Özel’in, kendisini siyasete kazandıran Kemal Kılıçdaroğlu’na karşı kullandığı "Vefa karnesi sıfır" çıkışı, aradaki siyasi köprülerin tamamen yıktı. Kılıçdaroğlu tarafından, bir zamanlar "en çalışkan isim" olarak onurlandırılan Özel, bugün hukuki bir hamleyle siyasi varlığına kastettiğini düşündüğü eski lideriyle taban tabana zıt bir noktada. Bu sadece bir kişisel çatışma değil; partinin tarihsel hafızası ile yeni dönemin yükselen "değişim" iradesinin çarpışması olarak değerlendiriliyor. ​Parti tabanından gelen "Önce kurultay, sonra iktidar...

Gerekçesiz Cezaya Yargıdan Fren: 3469 TL’lik Ceza 860 TL’ye İndi!

Resim
​İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, idari para cezalarının gerekçesiz bir şekilde "en üst sınırdan" kesilmesini hukuka aykırı bularak iptal etti. Karar, idari işlemlerde keyfi uygulamalara karşı vatandaşlar için önemli bir emsal oluşturuyor. ​İstanbul’da bir vatandaşın, kendisine uygulanan idari para cezasına karşı yaptığı itiraz, mahkeme tarafından kısmen haklı bulundu. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği, 05/07/2021 tarihli ve 3469 TL tutarındaki idari para cezasının, usul ve yasaya uygun gerekçelendirilmediğini tespit ederek cezayı alt sınıra indirdi. ​" Kanun Önünde Eşitlik İlkesine Aykırı" ​Mahkeme kararında, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesine atıfta bulunarak, idari para cezası belirlenirken failin kusuru ve ekonomik durumunun göz önüne alınması gerektiği vurgulandı. Ancak, söz konusu tutanağın incelenmesinde; ​Ceza miktarının neden en üst sınırdan (3469 TL) belirlendiğine dair somut bir gerekçe sunulmadığı, aynı kabahat için farklı başv...

Sanayi Küçülüyor, Faiz Gelirleri Uçuyor, İktidar Hala "Başarı" Masalları Anlatıyor!

Resim
​Türkiye ekonomisi, iktidarın kürsülerden büyük bir özgüvenle anlattığı "başarı hikâyeleri" ile sahadaki acı gerçekler arasındaki makasın artık kapanmayacak derecede açıldığı bir kırılma noktasında. 2026 yılının ilk çeyrek verileri, sadece rakamların değil, bir ekonomik modelin de çöküşünü belgeleyen birer "iflas bildirimi" niteliğinde. ​İstatistiklerin yalan söylemediğini, üretmeyen bir ekonominin sonunun çöküş olduğunu bütün ekonomistler ve maliyeciler uyararak söylüyor. Türkiye'nin 2024’te yüzde 3,3, 2025’te yüzde 3,6 ve nihayet 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 2,5’e gerileyen bir büyüme performansı; ülkenin kalkınmadığını, tam aksine küçüldüğünü ve patinaj çektiğinin kanıtı olarak paylaşılıyor. Nüfus artış hızı dikkate alındığında, kişi başına düşen büyümenin yüzde 2’nin altına sarkması, refah kaybının derinleştiğini açıkça gösteriyor. ​Daha vahimi ise bu "tabela büyümesinin" içeriği. Sanayi üretimi daralıyor, ihracat yüzde 12,7 oranında g...

NATO Zirvesi Değil, Şehir Kuşatması: Başkent "Açık Hapishaneye" Dönüştürülüyor!

Resim
Ankara, 6-12 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek NATO Zirvesi ile tarihindeki en büyük “izolasyon” sürecine hazırlanıyor. Ancak alınan güvenlik önlemleri, koruma kalkanından ziyade, 6 milyonluk devasa bir metropolün temel yaşam haklarının askıya alındığı, dev bir “açık hava hapishanesine” dönüşme projesini andırıyor. Bir şehrin ulaşımını, ekonomisini, sağlık hizmetlerini ve en önemlisi vatandaşın günlük yaşam rutini bir çırpıda silip atan bu radikal kararlar, “güvenlik” kavramının ardına gizlenmiş büyük bir yönetimsel başarısızlık örneği olarak karşımızda duruyor. ​Zirve nedeniyle 9 merkez ilçede kamu personelinin idari izinli sayılması, kulağa bir “jest” gibi gelse de, aslında Ankara’nın hayat damarlarının kesilmesinden başka bir şey değildir. Bir kenti “güvenli” kılmak adına tüm şehri kapatmak, dünyadaki hiçbir modern demokrasi ile açıklanamaz. Devlet, kendi vatandaşının çalışma, hareket etme ve sağlık hizmetine erişim hakkını, dışarıdan gelen delegasyonların konforu ...

Devlet Aklından Halkın Aklına: Özel ve İmamoğlu’nun Yeni Siyaset İnşası!

Resim
​Türkiye siyasetinde uzun süredir beklenen bir kırılma noktasına tanıklık ediyoruz. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in liderliğinde yükselen yeni dalga, yalnızca bir muhalefet hamlesi değil; toplumsal beklentilerin, ekonomik daralmanın ve hukuki arayışların birleştiği devasa bir "değişim rüzgarı" olarak karşımıza çıkıyor. Sahadaki gözlemler, sadece CHP seçmenini değil, parti rozetlerini bir kenara bırakan geniş bir kitleyi Özel’in söylemlerinde buluşturuyor. ​Özel’in başarısının temelinde, sadece topluma dönük projeleri değil, kendi yol arkadaşlarına karşı sergilediği tutarlı duruş da yatıyor. Siyasetin genellikle "kısa süreli çıkar ortaklıkları" üzerine kurulu olduğu algısını yıkan Özel, Ekrem İmamoğlu ile olan çalışma disipliniyle dikkat çekiyor. İmamoğlu’nun başkanlık adaylığı sürecindeki kritik aşamalarda, bu sürece hiçbir gölge düşürmeden, tam bir dayanışma ve güvenle destek vermesi, Türk siyasetinde ender görülen "sadakat ve ortak akıl" kül...

DOGÜNKAD'dan Rahmi Koç'a "Özenli Dil" Çağrısı: "Kadınların Onuru Mizahın Konusu Olamaz"

Resim
​ DOGÜNKAD Başkanı Özlem Külahçı Tanaman, iş dünyasının duayen ismi Rahmi Koç’un bir etkinlikte anlattığı ve kamuoyuna yansıyan fıkranın Kürt kadınlarında yarattığı rahatsızlığı dile getirerek, toplumsal sorumluluk ve saygı vurgusu yaptı. ​Rahmi Koç'un 5 Haziran 2026 tarihinde İzmir Amerikan Hastanesi'nin açılış töreninde anlattığı ve kamuoyunda tepkilere yol açan, "Doktor Kürt kadının derdini dinlemiş. 'Hanımefendi perdenin arkasına gidin, soyunun' deyince kadın demiş ki, 'Doktor Bey, ilk sen soyun'" şeklinde bir fıkra anlatmıştı.  Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kadın Derneği (DOGÜNKAD) Başkanı Özlem Külahçı Tanaman, yaptığı yazılı açıklamada Rahmi Koç’un tepki çeken ifadelerine ilişkin sert ama yapıcı bir duruş sergiledi. Kürt kadınlarının Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal gelişimindeki kritik rolüne dikkat çeken Tanaman, etnik kimlik üzerinden yapılan genellemelerin ve mizah adı altında yürütülen ötekileştirmenin kabul edilemez olduğunu belir...