Hukukun Üstünlüğü mü, Üstünlerin Hukuku mu?Adaletin Gölgeli Yolu!

Türkiye’de son dönemde hukuk sistemi ile siyaset arasındaki etkileşim, özellikle yerel yönetimler ve ana muhalefet partisi ekseninde yoğun bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. 

 "Hukuk devleti" ilkesinin en temel unsuru olan öngörülebilirlik ve tarafsızlık kavramları, yargı kararlarının siyasi atmosferle paralel ilerlediği iddialarıyla ciddi bir sınavdan geçmekte.

Seçilmiş ​İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere, birçok CHP’li belediye başkanına yönelik yürütülen soruşturmalar ve açılan davalar, kamuoyunda "yargının siyasallaşması" eleştirilerinin merkezinde yer alıyor. İmamoğlu hakkında, kamu görevlilerine yönelik ifadeleri gerekçe gösterilen davalardan, "görevi kötüye kullanma" iddialarına kadar uzanan çok sayıda hukuki süreç; yine yüksek yargı ve hukukçular tarafından "seçilmişlerin görevlerini ifa etmelerini zorlaştıran bir kuşatma" olarak tanımlanıyor.

​Bu süreçte dikkat çeken en temel eleştiri, ceza yargılamalarının siyasi bir "yıldırma aracı" olarak kullanıldığı yönünde. Özellikle tutuklama gibi tedbirlerin, somut delillerden ziyade siyasi söylemler ve idari müdahalelerle gündeme gelmesi, "masumiyet karinesi" ve "adil yargılanma hakkı" ile ilgili ciddi soru işaretleri yaratmakta.

Öte yandan ​CHP içerisinde de hukuki bir türbülans yaşanmakta. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin, partinin 38. Olağan Seçimli Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararı, siyasi literatüre oldukça tartışmalı bir başlık eklemiştir.
​Hukukta "mutlak butlan", bir işlemin en başından itibaren geçersiz ve hiç doğmamış sayılması anlamına gelen en ağır yaptırımdır. Mahkemenin, bir siyasi partinin kurultay sürecini bu kapsamda değerlendirmesi, kamuoyunda, 'parti içi iradeye yargısal müdahale' olarak yorumlanıyor ve toplumun birçok kesiminde tepkilere neden olmaya devam ediyor.

Bu karar, sadece o kurultayı değil, sonrasında alınan tüm kurumsal kararları da tartışmalı hale getirerek, ana muhalefet partisinin kurumsal işleyişini bir belirsizlik ortamına sürüklemekle eleştiriliyor.

​Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, söz konusu yargısal kararları ve partisine yönelik müdahaleleri "sandığa karşı bir operasyon" olarak nitelendirmektedir. Özel’in, özellikle parti içi muhalefetle ilişkilendirilen ve iktidar yanlısı medya kanalları tarafından körüklendiğini savunduğu "yeni parti" veya "yönetimi devirme" telkinlerine karşı duruşu, siyasetin hukuk eliyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı tezini güçlendiriyor.
​Özgür Özel, yargının "Ankara'dan gelen talimatlarla" hareket ettiği yönündeki iddialarını sık sık dile getirerek, özellikle bazı mahkeme kararlarının zamanlamasının manidar olduğunu belirterek tepkisini dile getiriyor.  Özel'e göre bu durum, hukuki bir zorunluluk değil, siyasi bir mühendislik çalışması.

Toplumda ​hukuk sisteminin tarafsızlığını yitirdiği algısı, sadece siyasi aktörler için değil, toplumsal adalet duygusu için de en büyük riski barındırıyor. Belediye başkanlarına yönelik bitmek bilmeyen soruşturmalar, siyasi partilerin iç işleyişine dair yargısal kararlar ve muhalefet liderlerine yönelik baskı söylemleri; Türkiye’de hukukun "üstünlüğü" ilkesinden "üstünlerin hukuku"na doğru bir kayma yaşandığı eleştirilerini artırıyor.
​Demokrasinin en temel güvencesi, yargının yürütmeden bağımsız bir "hakem" görevini icra etmesidir. Ancak gelinen noktada, yargının siyasi tartışmaların bir parçası haline getirilmesi, toplumsal barışı ve devletin hukuksal meşruiyetini zedeleyen en kritik yapısal sorun olarak karşımızda duruyor.

Ünlü hukukçu ve filozof Cicero'nun; Devletin bir 'halk topluluğu' (res publica) vasfını koruyabilmesi için adalet vazgeçilmez bir unsurdur. Adaletin yozlaştığı bir yönetimde, devleti bir haydut çetesinden ayıran yegâne ince çizgi olan hukuk silinip gittiğinde, geriye sadece gücün mutlak zorbalığı kalır" görüşünü hatırlatarak noktayı koyalım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!