Yasama'da Çıkmaz Sokak: Muhalefeti Yok Sayan İrade, Milletin Sesi Olabilir mi?

Yasamanın merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), halkın sorunlarının konuşulup çözüldüğü en önemli bir yerdir. Ancak son zamanlarda Meclis’te işleyişle ilgili ciddi bir tıkanıklık yaşanıyor.

​Meclis genel kurulunda muhalefetin sunduğu halk yararına önerilerin, içeriğine bakılmaksızın "sayısal çoğunluk" gerekçesiyle sürekli reddedilmesi, parlamentoyu bir çözüm merkezinden ziyade bir etkisizleştirme kürsüsüne dönüştürmüştür. Bu durum, yalnızca bir muhalefet partisinin engellenmesi değil, aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin taleplerinin de yok sayılmasıdır. Ana muhalefet partisi CHP'nin lideri Özgür Özel ve yönetimine yönelik artan baskılar, bu süreçle birleştiğinde siyasi rekabetin meşru sınırlarını aşarak demokrasinin işleyişine zarar veren bir noktaya ulaşması, toplumu tedirgin ediyor.

​İçinde bulunduğumuz bu kritik dönem, sadece tek bir partinin mücadelesiyle sınırlı kalmayacak kadar hayati bir öneme sahiptir. CHP’ye ve ana muhalefet yönetimine yönelik atılan her adım, esasen demokratik siyasetin kendisine yöneltilmiş bir tehdittir. Bu nedenle, farklı siyasi görüşlere sahip tüm muhalefet partilerinin, parti içi rekabeti bir kenara bırakarak; hukuksuzluklara, siyasi baskılara ve parlamentonun işlevsizleştirilmesine karşı koşulsuz bir dayanışma sergilemesi artık bir "vatandaşlık ve demokrasi borcu" haline gelmiştir. Muhalefetin bu noktada sergileyeceği bütünsel ve kararlı duruş, sistemin nefes almasını sağlayacak tek çıkış kapısıdır.

​Unutulmamalıdır ki; yasama organı, sadece iktidarın onay makamı değil, halkın sorunlarının müzakere edildiği bir "uzlaşma evi"dir. Eğer bu evde farklı sesler susturulur, muhalefet meşruiyet alanından koparılır ve denetim mekanizmaları devre dışı bırakılırsa; bu durum, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin geleceğine vurulan en ağır darbe olur.
​Parlamento çatısı altındaki bu "sessizleştirme" stratejisi, bugün bir siyasi partiye uygulanıyor gibi görünse de; yarın telafisi imkansız bir biçimde toplumsal huzurun ve demokratik sistemin tabutuna çakılacak bir çiviye dönüşme potansiyelini taşımaktadır. 

Yıllardır parlamentoda görev yapmış bir gazeteci olarak hatırlatmak isterim ki, tarih; ortak aklı yok sayan, uzlaşma kapılarını kapatan yönetimlerin, er ya da geç kendi meşruiyetlerini nasıl tükettiklerini gösteren sayısız örnekle doludur diyelim ve tarihe notumuzu düşelim.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!