Sanayi Küçülüyor, Faiz Gelirleri Uçuyor, İktidar Hala "Başarı" Masalları Anlatıyor!
Türkiye ekonomisi, iktidarın kürsülerden büyük bir özgüvenle anlattığı "başarı hikâyeleri" ile sahadaki acı gerçekler arasındaki makasın artık kapanmayacak derecede açıldığı bir kırılma noktasında. 2026 yılının ilk çeyrek verileri, sadece rakamların değil, bir ekonomik modelin de çöküşünü belgeleyen birer "iflas bildirimi" niteliğinde.
İstatistiklerin yalan söylemediğini, üretmeyen bir ekonominin sonunun çöküş olduğunu bütün ekonomistler ve maliyeciler uyararak söylüyor. Türkiye'nin 2024’te yüzde 3,3, 2025’te yüzde 3,6 ve nihayet 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 2,5’e gerileyen bir büyüme performansı; ülkenin kalkınmadığını, tam aksine küçüldüğünü ve patinaj çektiğinin kanıtı olarak paylaşılıyor.
Nüfus artış hızı dikkate alındığında, kişi başına düşen büyümenin yüzde 2’nin altına sarkması, refah kaybının derinleştiğini açıkça gösteriyor.
Daha vahimi ise bu "tabela büyümesinin" içeriği. Sanayi üretimi daralıyor, ihracat yüzde 12,7 oranında geriliyor. Ekonominin motoru olması gereken üretim çarkları dururken, büyüme sadece suni bir hane halkı tüketimiyle ayakta tutulmaya çalışılıyor. İktidar, "tüketen bir Türkiye" yaratarak günü kurtarırken, ülkenin geleceğini ipotek altına alıyor.
Her Üç Kişiden Biri İşsiz
İktidarın makyajlı işsizlik rakamları, sokaktaki yakıcı gerçeği gizlemeye yetmiyor. Geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyon 200 bine ulaşması ve gerçek işsizlik oranının yüzde 30,1 gibi dehşet verici bir seviyeye çıkması, iş gücü piyasasındaki çöküşün boyutlarını ortaya koyuyor. İnsanların iş bulma umudunu kaybederek "iş aramaktan vazgeçtiği" bir ülkede, hangi ekonomik başarıdan söz edilebilir?
Üreten Değil, Borçlu Bir Toplum
Ekonomik veriler; vatandaşın, KOBİ’lerin ve tarım sektörünün devasa bir borç batağında olduğunu tescilliyor:
Vatandaşın banka borcu 6 trilyon 738 milyar TL.
KOBİ’lerin borcu 7 trilyon 259 milyar TL.
Çiftçinin borcu 1 trilyon 390 milyar TL.
Sadece yılın ilk dört ayında vatandaşın faize ödediği tutarın 480,2 milyar lirayı bulduğu bir ortamda, kazananın sadece bankacılık sektörünün olduğunu gösteriyor.
Vatandaş kredi kartı ekstresiyle boğuşurken, bankaların dört ayda 473,9 milyar lira brüt kâr elde etmesi, mevcut sistemin emeği ve üretimi değil, rantı ve faizi beslediğinin en somut kanıtıdır.
Başarı Değil, Bir Tasfiye Hikâyesi
Ne yazık ki bugün Türkiye ekonomisi; sanayisini, çiftçisini ve ihracatçısını tasfiye etmiş ve toplumu kredi kartı limitlerine hapseden bir kısır döngü içine girmiştir. İktidarın anlattığı masallar, tencereleri kaynatmaya, işsizliğe çare olmaya veya borçları silmeye yetmiyor.
Türkiye, rakamlarla süslenmiş büyüme illüzyonlarına değil; sanayiye dönen, üretimi önceleyen ve yaratılan katma değeri adil paylaşan köklü bir ekonomik dönüşüme ihtiyaç duymaktadır. Aksi takdirde, büyüyen tek şey yoksulluk, adaletsizlik ve toplumsal huzursuzluk olmaya devam edecektir.
Yorumlar
Yorum Gönder