Seçim Zahmetine Son: Kayyumotokrasi İle Yönetim Artık 'Adrese Teslim'
Türkiye’nin son yıllardaki kurumsal vizyonu, bilinen klasik işletme yönetimi kitaplarını çöpe attırdı. Yeni modelimiz ise "Yönetemiyorsan, devret; seçildiyse, paketle." Duayen siyasetçi Nesrin Nas’ın literatüre kazandırdığı o meşhur ifadeyle; artık demokrasinin, piyasa ekonomisinin ve mülkiyet hakkının tek bir çatı altında toplandığı bir "Kayyumotokrasi" rejimindeyiz.
Bu sistemde yönetim, zahmetli bir iş olan "seçim" veya "rekabet"e ihtiyaç duymaz. Sadece bir dilekçe, bir "iltisak" şüphesi ve bir mühür yeterlidir. İşte, modern Türkiye’nin yönetim sanatından seçmece "Kayyumotokrasi" pratikleri:
Belediyecilik "Seçmen Seçer, Biz Atarız" (Hizmette Sürdürülebilirlik)
Belediyelerde süreç harika işliyor. Halk sandığa gidiyor, birine oy veriyor, sonra bir bakıyor ki koltukta bambaşka bir sima! "Seçmen iradesi" dediğimiz o eski moda kavram, yerini "idari atama ferahlığına" bıraktı.
Seçilenin suçu ne mi?
Belki bir miting, belki bir tweet, belki de sadece "yönetim tarzının" merkeze pek uymaması. Kayyum atandığı an, belediye bütçesi artık "halkın kaynağı" değil, adeta bir "seçilmişliğin kefareti" olarak yeniden dizayn ediliyor.
Şeffaflık mı?
O da ne, kayyumun olduğu yerde "sır" esastır.
Şirketler "TMSF’nin Şefkatli Kolları"
Özel sektörde durum daha da "romantik." Bir şirket düşünün; yıllarca uğraşmışsınız, istihdam yaratmışsınız, kâr etmişsiniz. Ama bir gün, "terör iltisakı" veya "yönetimsel zafiyet" gibi o ucu açık, her yere çekilebilir sihirli kelimelerle TMSF kapıya dayanıyor.
O an neler yaşanıyor?
Şirketin sahibi apar topar gönderiliyor, koltuğa ise genellikle "akrabalık", "sadakat" veya "deneyim" (yani, her türlü siyasi karara 'evet' deme yeteneği) kriterlerine göre seçilmiş liyakat abideleri oturuyor.
Bir bakıyorsunuz, kâr eden şirket bir anda "yeniden yapılandırma" bahanesiyle küçülmüş, borçlar artmış, ama yönetici koltuğundaki isimler "huzur hakkı" almaktan yorulmuş.
Şirket artık sizin değil, o artık "milli" ve "emanet"
Hukuki "Zarafet" Mahkemeye Gerek Var mı?
Kayyumotokrasi’nin hukuki altyapısı, bir sanat eseri kadar esnek. Bir şirkete veya kuruma el koyarken hukuki bir "sorun" mu çıktı? Asla!
Zira mahkeme kararı çıkana kadar, kurum zaten çoktan "yönetim değişikliği" geçirmiş oluyor. Yani hukuk, atanan kişiyi korumak için değil, atanma sürecinin "hızını" kesmemek için var.
Türkiye’de bir kurumun geleceğinden endişe ediyorsanız, bilançolara veya oy oranlarına bakıp vaktinizi harcamayın. Sadece siyasi rüzgârın nereden estiğine bakın. Eğer rüzgâr ters esiyorsa, oturduğunuz koltuğun "kiralık" olduğunu anlamak için bir kayyumun kapınızı çalmasını beklemenize gerek yok.
Kayyumotokrasi'de mülkiyet tapuda yazan isimle değil, "emaneti tutan" elin gücüyle ölçülür. Bugün sizin olan şirket veya belediye, yarın bir "idari tasarruf" ile yeniden "hizmete" sunulabilir.
Ne de olsa, bu sistemde "yönetmek", bir hak değil, bir "iltimas" meselesidir.
Nesrin Nas’ın isabetle teşhis ettiği bu "Kayyumotokrasi" düzeni, şirketlerin "özel mülkiyet" dokunulmazlığını bir gün "anonim bir kamu hizmetine" dönüştürürse, borsadaki yatırımcılar bu "yönetimsel mucizeyi" nasıl fiyatlar?
Hadi bu sorunun yanıtında siz verin!
Yorumlar
Yorum Gönder