Özgür Özel Net Çizdi, Kuşoğlu Hâlâ “Derin Devlet” Masalı Anlatıyor!

Kemal Kılıçdaroğlu'nun çok eski arkadaşı ve Genel Başkan Yardımcısı olan Bülent Kuşoğlu’nun sözleri CHP’nin iç dinamikleri açısından dikkat çekici bir kırılma anı olarak kayıtlara geçti. Kılıçdaroğlu döneminin etkili isimlerinden olan Kuşoğlu, Türkiye siyasetini Osmanlı’nın son dönemindeki İttihat ve Terakki’nin İslamcılık, Batıcılık ve Milliyetçiliği harmanlayan karmaşık yapısına benzeterek, arka planda “isimlendirilemez bir devlet aklı”nın kararlar aldığını ileri sürdü. Bu çıkış, CHP Genel Başkan Özgür Özel tarafından hızlı ve net bir tepkiyle karşılandı. Özel, partisinin “derin devlet” ve “bürokratik vesayet” söylemlerinden uzak durduğunu, siyaseti halk iradesine ve parlamentoya dayandırdığını vurgulayarak kendi çizgisini belirginleştirdi.

Özgür Özel'in bu tepkisi tesadüf değildir. Kuşoğlu’nun tezi, CHP’yi uzun yıllardır eleştirilen “vesayetçi” ve “elitist” algıyla yeniden özdeşleştirme riski taşımaktadır. Günümüz Türkiye’sinde halkın büyük çoğunluğu, sandık iradesinin üstünde herhangi bir “görünmez el”in varlığına dair tezleri hem gerçekçi bulmamakta hem de rahatsız edici görmektedir. Seçmen, 2002’den beri defalarca iradesini ortaya koymuş, kurumlar arasındaki güç dengeleri de büyük ölçüde değişmiştir. Bu gerçekliği yok sayıp, her siyasi sonucu “derin yapılara” bağlamak, muhalefetin kronik yenilgi psikolojisini beslemekten başka işe yaramamaktadır. 
Kuşoğlu’nun İttihat ve Terakki benzetmesi de en az “devlet aklı” tezi kadar tartışmalıdır. İttihat ve Terakki, Osmanlı'nın çöküş sürecinde, darbe geleneğini, siyasi suikastları ve maceracı dış politikayı miras bırakmış bir örgüttür. Onun “üç tarz-ı siyaseti” birleştirme iddiası, sonuçta ne güçlü bir devlet ne de istikrarlı bir rejim üretmiştir. Bugünün Türkiye’sini, halk oylarıyla iş başına gelen bir yönetim ile 1910’ların kaotik konjonktürüne benzetmek, hem tarihsel sığlık hem de analitik yoksunu bir örnektir. Daha önemlisi, bu tür söylemler CHP’yi “halkın değil, bazı akılların” partisi gibi göstermeye hizmet eder. 

Oysa Özgür Özel’in parti yönetimindeki temel hedeflerinden biri, CHP’yi “devlet partisi” imajından kurtarıp, gerçek bir “halk partisi” haline getirmektir. Kuşoğlu’nun çıkışı, bu dönüşümü sabote eden, partiyi eski alışkanlıklara geri çeken bir unsur olarak okunmalıdır. Kuşoğlu, Kılıçdaroğlu’nun yakın arkadaşı ve Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla konuşmaktadır. Bu, bireysel bir görüş olmanın ötesinde, partideki eski yapının hâlâ etkili olduğunu işaret eder. Özel’in net tavrı, bu açıdan olumludur; ancak yeterli değildir. CHP’de “derin devlet” edebiyatı yapan, her yenilgiyi “sistem”e bağlayan anlayışın tasfiyesi, kurumsal bir mesele haline gelmelidir. Aksi takdirde, yerel seçim başarılarını taçlandıracak genel seçim stratejisi, tekrar “görünmez güçlerle mücadele” fantezisine kurban gidebilir. Türk siyaseti, “devlet aklı” gibi metafizik kavramlara değil, seçmenin aklına ve iradesine ihtiyaç duymaktadır. Muhalefetin görevi, “arkada birileri var” demek değil, milletin karşısına somut program, güçlü kadrolar ve güven verici bir vizyonla çıkmaktır. 
Bülent Kuşoğlu’nun röportajı, tam da bu görevi yerine getirmekte zorlanan muhalefet aklının hâlâ ne kadar eski paradigmaların esiri olduğunu göstermiştir. Özgür Özel’in çizdiği “halk iradesi ve parlamento” vurgusu, CHP için doğru yöndür. Ancak bu çizginin lafta kalmaması, partideki Kuşoğlu gibi seslerin tasfiyesi ile mümkündür. Aksi halde, “devlet aklı” tezleri CHP’nin kendi aklını bulmasını sürekli engelleyecektir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!