Atalay Dosyasından Finlandiya Hattına: Kurtulmuş’un Tartışmalı Karnesi!
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un görev süresi, makamın doğası gereği beklenen "tarafsızlık" ve "denge" unsurlarından ziyade, yasama organını yürütmenin bir "noterine" dönüştüğü tartışmaları ile anılmaya devam ediyor. Özellikle kritik siyasi süreçlerde sergilenen tutum, Meclis Başkanı’nın "hakem" rolünü terk edip, iktidarın stratejik bir parçası haline geldiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor.
Numan Kurtulmuş’un yönetim tarzındaki en dikkat çekici detaylardan biri, Meclis’in iç gündeminin en gergin olduğu anlarda "yurt dışı ziyaretleri" ile sahne dışına çıkması dikkat çekiyor. Bunun en güncel örneği olarak, CHP'nin içindeki grup toplantısı tartışmalarının ve parlamenter sistemin işleyişine dair gerilimlerin zirveye ulaştığı bir dönemde, Kurtulmuş’un 1-5 Haziran tarihleri arasında Finlandiya ve İsveç’e resmi ziyarette bulunması gösteriliyor.
Kurtulmuş'un 1 Haziran 2026 Pazartesi günü Finlandiya, Helsinki Programında ise; 14:45 Finlandiya İslam Cemaati Merkezini ziyareti ve
17:30 Türk Toplumu Buluşması... ye alıyor.
Meclis’in kendi içindeki usul ve hukuk tartışmalarıyla çalkalandığı, milletvekillerinin ve muhalefetin gözünü Meclis Başkanlığı’na çevirdiği bir haftada, Kurtulmuş’un "diplomatik takvimi" öne sürerek Meclis'in sıcak gündemini "es geçmesi" tepkileri de beraberinde getirdi. Meclis yönetimi bu tür seyahatlerin "planlı" olduğunu belirtiyor.
Muhalefet ise, zamanlamanın Meclis’teki siyasi krizleri yönetmekten kaçınma anlamına geldiğini, Başkan'ın sorumluluk almaktan ziyade "tarafsızlık kalkanı" ardına saklandığını savunuyor.
Kurtulmuş'un sicilindeki en tartışmalı başlıklardan biri ise kuşkusuz Can Atalay olayıdır. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararlarına rağmen, hukuki süreçlerin işletilmesi yerine Yargıtay’ın kararlarını esas alarak Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi sürecinde "hızlandırıcı" bir rol oynaması, anayasal düzene dair güveni sarsmıştı.
Kurtulmuş’un bu tavrı, "Meclis’in iradesini korumak" iddiasıyla çelişerek, yasama organının yargı kararları karşısında "devre dışı bırakılmasına" rıza gösterdiği şeklinde yorumlanmıştı.
Kurtulmuş, Parlamentolar Arası Birlik (PAB) gibi uluslararası platformlarda "adalet ve tarafsızlık" vurgusu yapan açıklamalar yaparken, TBMM Genel Kurulu’nda muhalefetin sesini bastıran veya meclis araştırması önergelerini iktidar blokuyla birlikte "işlevsizleştiren" bir yönetim pratiği sergilemesi, muhalefet tarafından, "iktidarın noteri" gibi sözlerle eleştiri konusu olmaya devam ediyor. Yazılı soru önergelerinin yanıtsız bırakılması, muhalefet milletvekillerine yönelik disiplin süreçlerindeki çifte standartlar ve Meclis’in denetim mekanizmalarının işletilmemesi, Kurtulmuş’un "tarafsız bir başkan" imajını büyük ölçüde aşındırıyor.
Numan Kurtulmuş, meclis başkanlığı görevini "siyasi bir uzlaşı" aracı olarak kullanmak yerine, iktidarın yasama faaliyetlerini sorunsuz bir şekilde yürütmesini sağlayan "idari bir kolaylaştırıcı" rolüne indirgemiştir. Tartışmalı grup toplantıları veya anayasal krizler kapıdayken Finlandiya yollarına düşmek, yalnızca bir seyahat programı değil, bir siyasi kaçışın ve sorumluluktan feragat etmenin sembolü haline gelmiştir.
Meclis Başkanlığı, Türkiye’nin en köklü demokratik kurumudur. Ancak bu makam, anayasal krizlerde sessiz kalarak veya sorumluluğu diplomatik takvimlerin ardına saklayarak değil, hukukun üstünlüğünü iktidar ajandasının üzerinde tutarak itibar kazanabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder