Bir Yanda 'Kuş Cenneti' İçin Sokağa Dökülenler, Diğer Yanda 'Kanal İstanbul'u Kanıksayanlar!

Arnavutluk bugünlerde, Avrupa’nın en bakir ve ekolojik açıdan en kritik bölgelerinden biri olan Sazan Adası ve Vjosa-Narta sulak alanlarında yükselen devasa bir "lüks turizm" gölgesiyle sarsılıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in yatırım şirketi Affinity Partners öncülüğünde planlanan ve bölgenin doğal dokusunu tamamen değiştirmesi beklenen bu dev proje, Arnavut halkının onurlu ve kararlı duruşuyla karşı karşıya.Başkent Tiran’da günlerdir süren protestolar, sadece bir çevre hassasiyeti değil, aynı zamanda ülkenin geleceğinin şeffaflıktan uzak kapalı kapılar ardında pazarlanmasına karşı bir başkaldırı niteliği taşıyor. Arnavutlar, kuşların göç yolu olan, Akdeniz’in en değerli ekosistemlerinden birinin betonla örtülmesine ve halkın denizle olan bağının "özel mülkiyet" duvarlarıyla kesilmesine karşı isyanda. Halk, Başbakan Edi Rama’nın projeyi "stratejik yatırım" olarak savunmasını, kendi topraklarının ve onurlarının hiçe sayılması olarak görüyor. "Arnavutluk satılık değildir" sloganları, sadece bir toprak savunması değil, vatandaşlık bilincinin en çıplak ifadesi olarak sokaklarda yankılanıyor.​Bir kıyaslama yapmak gerekirse, Türkiye’de yıllardır tartışılan Kanal İstanbul projesi ve çevresindeki "Yenişehir" yapılaşması, ekolojik ve toplumsal etkileri açısından benzer riskler taşıyor. Ancak Türkiye’deki süreç, Arnavutluk’tan farklı bir seyir izledi. Kanal İstanbul projesi, İstanbul’un kuzeyindeki tarım arazilerini, su havzalarını ve orman ekosistemini ciddi bir tehdit altına sokmasına rağmen, başta bir yıldır cezaevinde bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, bilim insanları ve çevrecilerin dışında tepkiler dağınık kaldı. Türkiye’deki büyük ölçekli projelerde, "ekonomik kalkınma" söylemi genellikle çevre endişelerinin ve yerel halkın itirazlarının önüne geçti.

​Arnavut halkının sergilediği bu yoğun ve sürekli tepki, Türkiye’deki "duyarsızlık" veya "alışılmışlık" halinden keskin bir ayrışmaya işaret ediyor. Arnavutlar, devasa inşaat makineleri sahillerine dayandığı an, yasal süreçlerin bypass edilmesine ve kamuoyundan saklanan anlaşmalara karşı sokağa dökülerek bir "onur refleksi" gösterdiler. Türkiye’de ise, projelere karşı verilen hukuki ve toplumsal mücadelenin, iktidar ve sermaye karşısında sıklıkla bürokratik engellere takılması veya kamuoyu tarafından daha "kanıksanmış" bir tepkisizlikle karşılanması, aradaki en temel farkı oluşturuyor.

​Arnavutluk'ta bugün yaşananlar, sadece bir kuş cennetinin kurtarılması davası değil; halkın kendi vatanı üzerinde söz sahibi olma ısrarıdır. Arnavut halkı, siyasi elitlerin ve uluslararası sermaye gruplarının "yatırım" adı altındaki oldu-bittilerine karşı, toprağına, tarihine ve geleceğine sahip çıkma noktasında örnek bir duruş sergiliyor.

​Doğasını, denizini ve ekosistemini "ilerleme" kılıfıyla pazarlayanlara karşı gösterilen bu onurlu tepki, sadece Balkanlar için değil, doğasına ve kıyılarına sahip çıkmak isteyen tüm toplumlar için bir ders niteliğinde. Arnavutluk halkı, "kalkınmanın" bedelinin doğanın yok edilmesi ve toplumsal onurun satılması olamayacağını, sokaklarda yüksek sesle haykırıyor. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!