Sadakat Ordusu Kurduk, Devlet Aklı Kayboldu!
Bir bakanlığa veya kamu kurumuna atanan yöneticinin temel kriteri o alandaki uzmanlığı değil, "bizden olması" haline geldiğinde, devlet bir aygıt olmaktan çıkıp bir parti aparatı haline dönüşür. Bugün olduğu gibi.
Liyakatsiz kadrolar, kriz anlarında (deprem, ekonomik şoklar, salgın) inisiyatif alamayan, sadece yukarıdan talimat bekleyen bir yapı doğurdu.
Ekonomi, liyakatin en şeffaf ölçüldüğü alandır. Rakamlar yalan söylemez.
Merkez Bankası ve TÜİK Örneğinde olduğu gibi, bağımsız ve liyakatli olması gereken kurumların siyasi baskı altına alınması, rasyonel zeminle bağın kopmasına neden oldu. "Faiz sebep, enflasyon sonuç" "nas" gibi bilimsel temeli zayıf denemeler, liyakatli teknokratların tasfiyesine neden oldu.
yani liyakatsiz yönetim, Türk Lirası’nın değer kaybını ve kontrol edilemeyen bir enflasyon sarmalını beraberinde getirdi. Bugün yaşanan yoksullaşma, liyakatin ekonomi yönetiminden kovulmasının doğrudan bir bedelidir.
Yine bir ülkenin geleceği, o ülkenin en zeki zihinlerini sistemde tutabilme yeteneğine bağlıdır.
Üniversiteler ve Rektör atamalarında olduğu gibi. Akademik başarı yerine siyasi referansla yapılan atamalar, üniversiteleri bilgi üretim merkezi olmaktan çıkarıp birer "işsizliği erteleme ofisi" haline getirdi. Bu yüzden gençler, liyakatin olmadığı bir ülkede gelecek kuramayacaklarını anlayarak yurt dışına kaçıyor. Bu, sadece bir nüfus hareketi değil, aynı zamanda Türkiye’nin entelektüel sermayesinin transferidir.
Diğer yandan liyakatten kopuşun en ağır maliyeti yargıda görülmektedir. Hukuk fakültelerinden mezuniyet derecesine bakılmaksızın, siyasi bağlantılarla hakim ve savcı yapılan kadrolar, adaleti bir "dağıtım mekanizması" olmaktan çıkardı.
Hukukun üstünlüğü yerine, "üstünlerin hukuku" geçtiğinde yatırımcı kaçar, vatandaş kendini güvende hissetmez.
Bugünkü yönetim paradigması şu üç temel nedenden dolayı çökmeye mahkumdur:
Bunlardan birincisi karmaşıklığın yönetilemeyişi. Modern dünya ve küresel ekonomi, tek bir merkezden ve sadece sadık kadrolarla yönetilemeyecek kadar karmaşıktır. Uzmanlık dışlandığında, hatalar zinciri kaçınılmaz oluyor.
İkincisi, sistem, yetenekli ve dürüst olanı dışarı itip; itaatkar ve vasatı içeri aldıkça, sistemin toplam zekası (IQ) düşüyor. Düşük kapasiteli bir sistem, yüksek kapasiteli sorunları çözemiyorum.
Üçüncüsü ise meşruiyet kaybı. Toplumun geniş kesimleri, vergilerinin ehil olmayan ellerde çarçur edildiğini ve fırsat eşitliğinin yok olduğunu gördüğünde, rıza üretimi duruyor. Bugün yaşadığımız gibi.
Unutulmamalıdır ki; bir devletin en büyük gücü ordusu veya parası değil, liyakatli insan kaynağıdır. Mevcut paradigmanın liyakati bir "tehdit" olarak görmesi, kendi sonunu hazırlayan en büyük yapısal kusurdur. Bilimden, uzmanlıktan ve akıldan kopan hiçbir sistemin dijitalleşen ve şeffaflaşan 21. yüzyıl dünyasında kalıcı olması mümkün değildir.
Yorumlar
Yorum Gönder