"İftira" Rakibi Değil, Siyaseti Yiyip Bitiren Bir Kara Delik!
Siyaset bilimciler, Türkiye'de siyasi rekabetin "fikirlerin çarpışması" zemininden koparak, "karakter suikastı ve algı yönetimi" eksenine kaydığını belirtiyor. Peki, bu gelenek nereye evriliyor ve toplumsal dokuyu nasıl etkiliyor?
Türk siyasetindeki iftira geleneği, köklerini Tanzimat sonrası ideolojik kamplaşmalara dayandırsa da, günümüzde ulaştığı nokta dijital çağın getirdiği bir "siyasal teknoloji" haline gelmiş durumda. Uzmanlar, bu durumu üç temel aşamada özetliyor:
Bunlardan birincisi aidiyet üzerinden marjinalleştirme. Geçmişte daha çok "ideolojik sapma" üzerinden yapılan suçlamalar, bugün yerini "işbirlikçilik" ve "dış güçler" retoriğine bırakmış durumda. Bu yöntem, rakibi doğrudan hukuki bir suçlamadan ziyade, toplumsal vicdanda "gayrimeşru" ilan etmeyi hedefliyor.
İkincisi ise niyet okuma ve gizli ajanda. Günümüz siyasetinde bir politika metni tartışılmak yerine, o politikanın arkasında yatan "gizli niyetler" üzerinden komplo teorileri üretiliyor. Bu, toplumun rasyonel tartışma zeminini tamamen yok ediyor.
Üçüncüsü ise dijital enstrümanlar. Troll ağları ve yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları, iftirayı bireysel bir söylem olmaktan çıkarıp, profesyonel bir "algı yönetimi" haline getirdi.
Bu "iftira enflasyonu" sadece siyasetçileri değil, toplumun kurumlara olan güvenini de derinden sarsıyor. Bu konuda yapına analizer, iftiranın bir "zaman kazanma" ve "hesap vermekten kaçınma" stratejisi olarak kullanıldığını gösteriyor.
Siyaset bilimcilere göre, iftira kültürünün iki temel tahribatı var.
Bunlar, siyaset arenasında "agresif söylem" ve "savunma refleksi" yüksek aktörlere kaldıkça, birikimli ve vizyoner kadrolar siyasetten uzaklaştıran entelektüel erozyon ve sürekli karalama ve iftira yağmuruna tutulan seçmen, nihayetinde "tüm siyasetçiler aynı" diyerek siyasete olan ilgisini ve umudunu kaybediyor. Bu durum, toplumda ortak bir "gerçeklik paydası" kalmaması tehlikesini beraberinde getiren seçmen yabancılaşması durumu.
"İftira Enflasyonu" Nereye Gidiyor?
Bu soruya uzmanlar, iftiranın bir "siyasi iletişim stratejisi" olarak kalıcı hale gelmesinin, demokratik denetim mekanizmalarını felç ettiği uyarısıyla yanıt veriyor. Artık bir iddianın doğru olup olmadığından ziyade, o iddianın "kime hizmet ettiği" veya "hangi tabanı öfkelendirdiği" önem kazanmış durumda.
Bu kısır döngüden çıkışın yolu ise oldukça karmaşık. Sadece hukuki düzenlemeler değil, aynı zamanda siyasi etik anlayışının yeniden inşası gerekiyor. Ancak daha da önemlisi, seçmenin bir "hakikat talep edeni" olarak, kendisine sunulan bu dezenformasyon paketlerini reddetme iradesi göstermesi şart.
Türk siyaseti, ya "kimin daha zekice iftira attığı" bir yarış alanı olmaya devam edecek ya da yeniden "yönetim sanatının" konuşulduğu bir zemine dönecek. Ancak mevcut tabloda, iftira kültürünün sadece rakibi değil, siyasetin bizzat kendisini yiyip bitiren bir "kara delik" haline geldiği görülüyor.
Yorumlar
Yorum Gönder