Geleceksizliğe Mahkûm Olmak İstemeyen Gençler "Umudumuzu da Göç Ettiriyoruz" Diyor!
Yarın 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı; ancak Türkiye'de gençler bayramı büyük bir umutsuzluk içinde karşılıyor. Bugün Türkiye’de ve dünyada gençlik araştırmalarının en çok odaklandığı ortak duygu "Geleceksizlik hissi"dir. Gençlerin yarınlara dair beslediği umutsuzluk, yalnızca bireysel bir karamsarlık değil; doğrudan makroekonomik politikalar, liyakat algısı ve sosyo-kültürel iklimle şekillenen yapısal sorunların bir sonucudur.
Mevcut yönetimsel yaklaşımların, gençlerin beklentilerini karşılamakta yetersiz kalması ve karar alma mekanizmalarında onlara yeterince alan açmaması, bu karamsarlığı derinleştiren temel etkenlerin başında geliyor. Genç nesli umutsuzluğa sevk eden temel dinamikler ve bunun toplumsal yansımaları bir an önce ele alarak çözüme kavuşturulması gerekiyor.
"Ev genci" sendromu ve ekonomik daralma olarak adlandırılan birinci sorun, AKP iktidarının ekonomi yönetiminin enflasyonist baskıları düşürememesi ve istihdam odaklı uzun vadeli planlamalar yerine geçici çözümlere odaklanması, gençleri doğrudan etkiliyor. Bugün ne eğitimde ne de istihdamda yer alan ve literatüre "Ev Genci" olarak geçen milyonlarca üniversite mezunu bulunuyor. Bu konuya iktisat veya mühendislik fakültelerinden dereceyle mezun olan bir gencin, yıllarca emek verdiği alan yerine, asgari ücretle güvencesiz ve vasıfsız bir hizmet sektörü işine girmek zorunda kalmasını çoğaltarak örnek gösterebiliriz. Uzmanlar bu duruma, "eğitimin sosyal mobilite sağlama" (yukarı taşıma) gücüne olan inancın zedelendiği uyarısında bulunuyor.
Yine gençlerin adalete ve kamusal sisteme olan güvenini sarsan en büyük etken, mülakat sistemleri ve liyakat tartışmalarıdır. Kamu yönetiminin işe alım süreçlerinde şeffaflığı tam anlamıyla sağlayamaması, gençlerde "ne kadar çalışırsam çalışayım, bir tanıdığım yoksa başaramam" duygusunu derinleştiriyor.
Bu ise, Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndan (KPSS) çok yüksek puan almasına rağmen, şeffaf olmayan mülakat aşamalarında elenen gençlerin hikayeleri, akranları arasında zincirleme bir motivasyon kaybına ve "çabalamanın anlamsız olduğu" fikrine yol açıyor.
Gençlerin, ifade alanlarının daralması ve dijital sıkışmışlık da bir başka sorunu ortaya koyuyor. AKP yönetiminin, gençlerin kendilerini özgürce ifade edebileceği sosyo-kültürel alanları genişletmek yerine, sosyal medya yasakları, festival, konserler gibi etkinlik iptallerini kısıtlayıcı politikalara yönelmesi, genç nesilde bir "baskılanma" hissi yaratıyor. Kendini güvende ve özgür hissetmeyen genç, aidiyet duygusunu kaybediyor. Gençlerin fikirlerini paylaştığı dijital platformlara getirilen erişim engelleri veya üniversitelerdeki öğrenci kulüplerinin faaliyetlerinin daraltılması, gençlerin yönetimle bağ kurmasını zorlaştırıyor ve kurumsal siyasete olan inançlarını bitiriyor.
Eskiden daha iyi bir yaşam için yurt dışına gitmek bir vizyonken, bugün gençlerin büyük kısmında bir 'kurtuluş planı' haline gelmiş durumda.
Mevcut siyasi söylemin, ülkeyi terk etmek isteyen gençleri anlamaya çalışmak yerine zaman zaman onları sadakatsizlikle eleştiren bir dil benimsemesi, kırgınlığı daha da artırıyor. Gençler sadece ekonomik refah değil; adalet, liyakat, öngörülebilirlik ve insan onuruna yakışır bir yaşam standardı talep ediyor.
Bu durumda ne yapılmalı?
Gençlerin umutsuzluğunu gidermenin yolu, onları sadece "seçim döneminde hatırlanacak bir oy deposu" olarak görmekten vazgeçmektir. İktidarın acilen;
Kamu istihdamında mülakatı kaldırarak tam liyakat sistemine geçmesi gerekmektedir.
Gençlerin ifade özgürlüğünü güvence altına alacak reformlar yapması,
Eğitim sistemini popülist politikalardan arındırarak piyasa gerçekleriyle uyumlu hale getirmesi gerekmektedir.
Gençliğin umudu, bir ülkenin en büyük sermayesidir; bu sermayenin tükenmesi, bir toplumun geleceğinin iflası anlamına gelmektedir.
Geleceksizliğe mahkûm olmak istemeyen ve "Umudumuzu da Göç Ettiriyoruz" diyen gençlerin sesini, buradan anne yetkililere bir kez daha duyuralım ve uyaralım!
Yorumlar
Yorum Gönder