Demokrasinin "Yok Hükmünde" Sayıldığı Gün: Siyasetin Hukuk Eliyle Tasarımı!

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP'nin Kasım 2023’te gerçekleştirdiği 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) kararı, Türk siyasi tarihine benzersiz bir yargı müdahalesi olarak geçti. Mahkemenin, delege iradesinin fesada uğratıldığı gerekçesiyle Özgür Özel yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırıp, Kemal Kılıçdaroğlu dönemine dönülmesi yönündeki hükmü, yalnızca ana muhalefet partisini değil, ülkedeki demokratik meşruiyet zeminini ve ekonomik istikrarı da derinden sarstı.
​Kararın hemen ardından Borsa İstanbul’da devre kesicilerin çalışması ve uluslararası basında yükselen "yargı eliyle siyasi dizayn" eleştirileri, konunun hukuki bir uyuşmazlığın çok ötesinde, yapısal bir sistem krizine işaret ettiğini gösteriyor.

​Bu kararın en kritik boyutu ise, Türkiye'deki yerleşik seçim yargısı teamüllerinin dışına çıkılmış olmasıdır. Hukukçuların ve eski yüksek mahkeme başkanlarının da dikkat çektiği üzere, Siyasi Partiler Kanunu uyarınca parti içi seçimler ve kongre süreçleri geleneksel olarak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve ilgili seçim kurullarının denetimine tabidir.
Bir adli yargı organı olan istinaf mahkemesi mekanizmasının, milyonlarca seçmenin temsil edildiği ana muhalefet partisinin kurultayını ve o günden bu yana yapılan tüm olağan/olağanüstü kongreleri "yok hükmünde" sayması, yargının yürütme ve yasama alanı üzerindeki denetim sınırlarını zorladığı şeklinde yorumlanıyor.
Aradan geçen süre zarfında partinin aldığı kararlar, bütçe harcamaları, yerel seçimlerde aday belirleme süreçleri ve meclis çalışmaları hukuki bir belirsizlik girdabına itilmiştir. Hukukun temel ilkelerinden biri olan "hukuki güvenlik" ve "istikrar", bu kararla ciddi bir darbe almıştır.

​İktidar temsilcileri ve Adalet Bakanlığı süreci "vatandaşın demokrasiye olan güvenini pekiştiren bağımsız bir yargı kararı" şeklinde değerlendirilse de, bu argüman hem ulusal hem de uluslararası kamuoyunda zemin bulamıyorum.
​Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha önce sarf ettiği "Türkiye'nin hak ettiği bir ana muhalefete kavuşacağına inanıyoruz" şeklindeki ifadeler, bu yargı kararı ile yan yana getirildiğinde, iktidarın sandıkta bükemediği bileği hukuk yoluyla şekillendirme arzusu taşıdığı yönündeki eleştirileri haklı çıkartıyor.
Siyasi arenada, Ekrem İmamoğlu’na yönelik süregelen davalar, siyasi yasak yargılamaları ve şimdi de ana muhalefet partisinin kurumsal yapısına yönelik bu hamle, iktidar blokunun 2028 seçimlerine giderken oyun sahasını kendi lehine yeniden dizayn ettiği şeklinde değerlendiriliyor. 

Demokrasilerde iktidarlar, muhalefetin iç işleyişine veya liderlik yapısına yargısal manivelalarla müdahale edilmesinin önünü açtığında, kendi meşruiyet zeminlerini de aşındırırlar.
​Dünya basınında (Reuters, AP, Financial Times) kararın "Erdoğan'ın rakiplerine son darbesi" ve "kontrolü sıkılaştırma hamlesi" olarak etiketlenmesi, Türkiye’nin zaten kırılgan olan "hukuk devleti" imajına uluslararası alanda bir darbe daha vurmuştur.
Kararın açıklandığı gün BIST 100 endeksinde yaşanan %6’lık sert düşüş ve tahvil piyasalarındaki dalgalanma, sermayenin öngörülebilirlik ve hukuki güvence arayışının doğrudan bir sonucudur. Siyasi rekabetin yargısal darbelerle kesintiye uğradığı bir iklimde, yabancı ve yerli yatırımcının güvenini korumak rasyonel bir ekonomi politikasıyla dahi mümkün olamamaktadır.

​İstinaf mahkemesinin "mutlak butlan" kararı, her ne kadar teknik usulsüzlük iddialarına dayandırılsa da, doğurduğu sonuçlar bakımından toplumsal barışı ve sandık iradesini sakatlayan bir niteliğe sahiptir. Bir siyasi partinin liderini ve yönetimini mahkeme heyetleri değil, ancak ve ancak o partinin üyeleri ile delegeleri değiştirebilir.
​İktidarın, yargının bağımsızlığı zırhının arkasına saklanarak bu kararı savunması, yapısal krizin üzerini örtmeye yetmemektedir. Türkiye'nin demokratik olgunluğu, muhalefeti yargı koridorlarında bölerek değil; adil, şeffaf ve eşit şartlarda sandıkta rekabet ederek test edilmelidir. Bu karar, nihai merci olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) ve Yargıtay tarafından bozulmadığı takdirde, Türkiye'de çok partili demokratik yaşamın kurumsal temellerine telafi edilemez zararlar verecektir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!