Doğa Can Çekişiyor, İktidar Seyrediyor. İşte Ayder'in Tabutuna Çakılan Son Çivi!


Rize’nin dünyaca ünlü Ayder Yaylası, koruma altına alınacağı vaatlerine rağmen devasa beton blokların kuşatması altında. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı eliyle yürütülen projeler, kadim ahşap kültürü ve eşsiz doğayı yok ederken; iktidarın rant odaklı politikaları Türkiye’nin akciğerlerini birer birer söndürüyor.

​Bir zamanlar uçsuz bucaksız yeşilliği, kendine has ahşap mimarisi ve bozulmamış ekosistemiyle dünyanın ilgisini çeken Ayder Yaylası, bugün devasa şantiye alanlarını andıran görüntüsüyle tartışmaların odağında. Sosyal medyada paylaşılan "önce ve sonra" fotoğrafları, doğanın ranta kurban edilişinin en somut ve acı belgesi niteliğini taşıyor.

​Bakanlık "Dönüşüm" Diyor, Vatandaş "Talan"

​Bakanlık tarafından yürütülen "Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Projesi" kapsamında yükselen devasa beton kütleler, bölgenin doğal dokusuna telafisi imkansız bir darbe indirdi. İktidarın "yaylayı koruma ve kaçak yapılaşmayı önleme" vaadiyle başlattığı sürecin, yaylanın ruhuna tamamen aykırı, çok katlı ve doğayı hiçe sayan bir yapılaşmaya evrilmesi kamuoyunda büyük tepki çekiyor.

Ülkenin Dört Bir Yanı Kuşatma Altında

​Ayder’deki bu dramatik değişim maalesef tekil bir örnek değil; adeta sistematik bir "doğa tasfiyesi"nin parçası.
Uzungöl: Trabzon’un incisi, çevresindeki yoğun yapılaşma ve suni müdahalelerle adeta bir "beton havuzuna" dönüştürüldü.
​Maden Ocakları: Yeraltı kaynaklarını ekonomiye kazandırma gerekçesiyle Kazdağları’ndan Akbelen’e kadar orman ekosistemleri geri dönülemez şekilde tahrip ediliyor.

Kıyılar ve Sit Alanları: Kamu yararı yerine ticari rantın öncelendiği projelerle, halkın ortak malı olan kıyılar beton yığınına çevriliyor.
​"İmar Barışı" ve Denetimsizliğin Bedeli
​Hukukçular ve çevre uzmanları, mevcut iktidarın dönem dönem çıkardığı "İmar Barışı" gibi popülist uygulamaların kaçak yapılaşmayı ödüllendirdiğini savunuyor. Koruma altındaki alanların "stratejik yatırım" kılıfıyla ranta açılması, yerel halk ve sivil toplum kuruluşlarını hukuk mücadelesine zorluyor. Ancak yargı süreçleri devam ederken yükselen betonlar, doğayı çoktan geri dönülemez bir noktaya sürüklüyor.
​Gelecek nesillere bırakacağımız miras beton yığınları değil, korunmuş bir doğa olmalıdır. Ancak bugünkü rantçı zihniyet, kısa vadeli ekonomik kazanımlar uğruna ülkenin ekolojik geleceğini karartmaya devam ediyor.​Ayder’in son hali, doğa koruma politikalarının ne kadar acil bir şekilde bilimsel, şeffaf ve samimi bir zemine oturtulması gerektiğini bir kez daha ortaya koydu. Eğer bu betonlaşma hızı ve "yıkarken yapıyoruz" anlayışı durdurulmazsa, yarın gelecek nesile hayran bırakacak bir "doğal güzellik" de kalmayacak gibi görünüyor.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!