Kayıtlar

Devletin Koruması Gereken Çocuklar Devlet Eliyle Şiddet Görüyor: Okulda Öğretmen, Sokakta Polis!

Resim
Saha Araştırmaları Merkezi SAMER tarafından hazırlanan "1 Ocak - 31 Mart 2026 Çocuklara Yönelik Şiddet Vakaları İncelemesi" raporu, yılının ilk üç ayını kapsayan basın taraması sonuçları, çocuklara yönelik şiddetin yalnızca bireysel vakalar olmadığını, aksine kurumsal ve yapısal bir sorun haline geldiğini ortaya koydu.  Rapor, çocukların en güvenli olması gereken okul ve güvenlik birimleri gibi alanlarda dahi ciddi risk altında olduğunu gösteren çarpıcı bulgular içeriyor.   ​Kurumsal Failler Öne Çıkıyor Öğretmenler ve Kolluk Kuvvetleri ​Raporun en dikkat çekici kısımlarından birini, şiddet faillerinin profili oluşturuyor. Faillerin belirlenebildiği vakalar incelendiğinde, kamu hizmeti yürüten kesimlerin çocuklara yönelik şiddetteki payı endişe verici düzeyde. ​Eğitim Ortamında İstismar  Belirlenebilen failler içinde öğretmenler %13,8 ile en üst sıralarda yer almakta. Cinsel istismar vakalarının %56,3 gibi büyük bir çoğunluğunda failin öğretmen...

Anayasa Mahkemesi Kararları Bağlayıcıdır; Peki TBMM Başkanı Bağlı Değil mi?

Resim
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın 153. maddesiyle açıkça hükme bağlanan Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayıcılığı konusunda son dönemde yoğun eleştirilerin odağında yer alan isimlerden birisi. Göreve başlarken “Anayasa’ya sadakat” yemini etmiş bir kamu görevlisinin, özellikle seçilmiş milletvekillerinin haklarını teyit eden bağlayıcı kararların gereğinin yerine getirilmemesi sürecinde sorumluluk üstlenen bir pozisyonda bulunması, hukuk devleti ilkesini doğrudan ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir.  Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrası nettir: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır. Yasama, yürütme, yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişiler, bu kararlara uymak zorundadır.” Bu hüküm, AYM’nin bireysel başvuru yoluyla verdiği ihlal kararlarının özellikle seçilme ve siyasi faaliyet hakkını koruyan kararların otomatik olarak uygulanmasını zorunlu kılıyor...

'Tom'bala Diplomasisi: Kendi Ülkesini Ateşe Atan, Türkiye’ye Demokrasi Dersi Veremez!

Resim
Trump’ın özel temsilcisi Tom Barrack, Türkiye’nin demokratik birikimine ve hukukun üstünlüğüne savaş açarken; kendi anavatanı Lübnan’ın İsrail tarafından vurulmasına alkış tutuyor. Ankara ise ‘yerli ve milli’ söylemlerini bir kenara bırakıp, bu sömürgeci dile karşı tarihinin en derin sessizliğine gömülmüş durumda. İşte diplomasi kılıfı altındaki büyük kuşatma! ​Türkiye, diplomaside eşine az rastlanır bir "çelişkiler yumağı" ile karşı karşıya. Trump’ın Ankara’daki sesi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, sadece bir diplomat değil, aynı zamanda kökleri Lübnan’a uzanan bir "ABD'ye göç eden Hristiyan Maruni" asıllı Amerikan vatandaşı. Ancak Barrack’ın son dönemdeki performansı, ne diplomatik nezaketle ne de etik değerlerle bağdaşıyor. ​Kendi Köklerine Sırt Dönen Barack'ın "İsrail Sessizliği" ​Tom Barrack, Lübnan asıllı bir aileden gelmesine rağmen, İsrail’in Lübnan’ın egemenliğini hiçe sayan saldırıları karşısında sergilediği tutumla tar...

Egemenliğin ve Geleceğin Bayramı 23 Nisan: Karanlık Zihniyetlere Karşı Aydınlık Bir Manifestodur!

Resim
Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Ankara’da Birinci Meclis’in kapıları açıldığında sadece bir bina inşa edilmedi; bir halkın kaderi sarayların karanlık dehlizlerinden çıkarılıp milletin avuçlarına bırakıldı. kulislerden.blogspot.com olarak bugün, 23 Nisan’ın sadece bandolar ve törenlerden ibaret olmadığını, aksine tebaadan millete geçişin en sert ve en net hamlesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. ​Egemenliğin Tapusu Millete Tescillendi ​1920’de İstanbul’da irade felç olmuş, saltanat işgalcilerle pazarlık masasına oturmuşken; Anadolu’nun kalbinde "Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir" sesleri yükseliyordu. Bu, Türk tarihinin gördüğü en büyük siyasi operasyondu. Egemenlik, asırlardır süregelen "tek adam" ve "hilafet" pençesinden sökülüp alındı. Atatürk’ün bu günü çocuklara emanet etmesi ise rastgele bir tercih değil; kurulan bu modern yapının bekasını, henüz zihinleri kirletilmemiş nesillere sigortalamaktı. ​Perde Arkasında...

İktidarın ‘İşine Bak’ Kibirine Sert Tepki: “Sistemi Çürüttünüz, Devleti Yok Ediyorsunuz!”

Resim
Meclis Genel Kurulu’nda tansiyon yükseldi; iktidar milletvekillerinin muhalefet milletvekillerine yönelik 'İşine bak!' çıkışları, parlamentoda sert bir 'insanlık ve devlet adamlığı' tartışmasına dönüştü. Muhalefetin, iktidarın güç zehirlenmesine ve hukuksuzluklara karşı yükselttiği 'Sistemi çürüttünüz, yarın sokakta yüzünüze bakmayacaklar' sözleri, Türkiye’nin içinde bulunduğu yönetim krizini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, iktidarın denetim mekanizmalarına karşı takındığı sert tavır ve muhalefetin "sistem çürüdü" tepkilerine sahne oldu. MHP'li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın yönetimindeki birleşimde, AKP sıralarından yükselen "tehditkâr dil" ve muhalefetin iktidar vekillerine yönelik "gittikleri yerlerde çay bile vermeyecekler" çıkışı hafızalara kazındı. ​İktidar Sıralarında 'İşine Bak' Küstahlığı ​Tartışmanın fitili, İYİ partili bir muhalefet milletvekilinin kür...

Hafızamızdaki Kara Lekeler: Emek Düşmanlığının Kronolojisi!

Resim
Sekiz aydır alın teri kurumuş, sofrası boş kalmış madenciye uzanan el yardım değil, kelepçe oldu. İktidar, "yerli ve milli" söyleminin cilasını kazıdığında altından çıkan çıplak gerçeği bir kez daha kanıtladı. Devletin tüm aygıtları sermayeyi korumak için tahkim edilmiş, işçi ise bu düzenin sadece harcanabilir dişlisi olmuştur. ​Son sekiz aydır maaşlarını alamayan, çocuklarının rızkı için yollara düşen maden işçilerinin maruz kaldığı operasyonel gözaltılar, münferit bir "asayiş" olayı değil; siyasi iktidarın ekonomi-politik karakterinin en yalın özetidir. İktidar, emeğin hakkını aradığı her noktada yasayı bir adalet aracı olarak değil, sermayenin konforunu koruyan bir "baskı sopası" olarak kullanıyor. ​Bu tavır, iktidarın "istikrar" dediği şeyin aslında "ucuz ve uysal işgücü" düzeninin devamlılığı olduğunu tescillemiştir. Emek düşmanlığının kronolojisi ​Bu son olay, iktidarın işçi karşıtı sicilindeki ne ilk ne de son halk...

Seçim Takvimi Çıkmazı​: Anketler 'Yangın' Diyor, Külliye 'Zaman' İstiyor. Kaçışın Anatomisi!

Resim
Cumhur İttifakı’nın “Seçim 2028’de” ısrarının ardındaki sis perdesi aralanıyor. Anketlerdeki dramatik erime, derinleşen ekonomik kriz ve AKP'li Cumhurbaşkanı’nın yeniden adaylık düğümü, iktidarı “zaman kazanma” formülüne itiyor. Başkent kulislerinde yankılanan soru ise net: İktidar halkın iradesinden mi kaçıyor? ​Ankara’nın siyaset koridorlarında iktidar ortaklarının koro halinde seslendirdiği “erken seçim yok” beyanatları, dışarıdan bakıldığında bir kararlılık göstergesi gibi sunulsa da, veriler ve hukuki gerçekler bu tablonun ardında bir “zorunluluk hali” yattığını gösteriyor. 2026 yılı itibarıyla Türkiye’nin içine girdiği sosyo-ekonomik türbülans, iktidarı sandığı bir "çözüm" değil, bir "risk" olarak görmeye sevk etmiş durumda. ​ ​Araştırma verileri, iktidarın kalesinde ciddi çatlaklar oluştuğunu belgeliyor. Nisan 2026 verilerine göre, toplumun %83,4 gibi ezici bir çoğunluğunun ekonominin yönetiminden memnuniyetsiz olması, sadece muhalefetin değil...