Şef Kürsüsünde Yeni Düzen: İş Birliği, Arkadaşlık ve Kolektif Bilinç

Özel Haber 
Şefin bageti artık bir otorite sopası değil, kolektif bir ruhun rehberi... Türk bestecilerini dünya sahnesine taşımanın formülünü açıklayan genç kuşağın ünlü Orkestra Şeflerinden Tolga Atalay Ün, Kulislerden.blogspot.com 'un sorularını yanıtladı. Sanatçı sorumluluğundan kurumsal destek eksikliğine kadar müzik dünyasının röntgenini çeken Ün'den çarpıcı uyarı: ''Sanatı hayatımızdan çıkarmak, insanlığın en büyük becerisinden vazgeçmektir!''
Türk besteciliğinin dünyaya açılmasında repertuvar politikalarının rolü nedir?

​Aslında bu tamamen icracıların sorumluluğu üstlenmesiyle ilgili bir durum. İyi bir müzik bestelediğiniz zaman dünyanın her yerinde bir dinleyici kitlesi bulabiliyorsunuz. Bu noktada icracılara çok büyük bir iş düşüyor; kendi konser programlarında Türk bestecilere yer vermeleri, bu eserleri dünya sahnelerine taşımaları gerekiyor. Türk besteciliğinin dünyaya açılmasının yolu, icracıların bu müzikleri sahiplenmesinden geçiyor.
​Devlet orkestraları ile özel kurumlar arasındaki kültürel denge sizce nasıl kurulmalı?

​Bu kurumların büyük bir iş birliği içerisinde olması gerektiğini düşünüyorum. Hem sanatçı trafiği hem de programlama anlamında birbirlerini destekleyen ve yukarı taşıyan bir denge kurulmalı. Bunları iki ayrı kulvar gibi görmemek lazım; her ikisi de ülkenin ve dünyanın sanat hayatına hizmet eden iki kol gibi düşünülmeli. Bu mekanizmaların kol kola yürümesi, sanatın gelişimi için şart.
Türkiye’de müzik eğitimi neden hâlâ bireysel fedakarlıklar üzerinden yürüyor?

​Maalesef kültürümüzde sanata yapılan yatırımın bir karşılığı yokmuş gibi algılanıyor. Yatırımcılar için başka alanlar daha cazip görünüyor olabilir. Dünyadaki pek çok ciddi kurum sanata büyük sponsorluklar sağlarken, bizde bu imkana sahip olanlar bunu "ciddi bir yatırım" olarak görmüyor. Destek ve sponsor bulunamadığı noktada da bu işle ilgilenenler kendi çabalarıyla, kişisel fedakarlıklarla yola devam etmek zorunda kalıyorlar. Keşke kültürün, bir ülkenin kalkınmasındaki en önemli yatırım sahası olduğunu fark edebilsek.
​Modern dünyada "orkestra şefi"nin otoritesi bir dönüşüm geçiriyor mu?

​Evet, kesinlikle dönüşüyor. Karajan veya Toscanini dönemindeki o "diktatöryal" yaklaşım artık bitti. "Sadece benim dediğim olacak" diyerek bir orkestraya yaklaşamazsınız. Günümüzde daha çok oda müziğini teşvik eden, insanların birbirini dinlemesine olanak sağlayan, iş birliğine dayalı (kolektif) bir yaklaşım sergilemeniz gerekiyor. Şef ve orkestra arasındaki ilişki artık çok daha arkadaşça ve paylaşımcı bir noktada.

​Bir sanatçının toplumsal sorumluluğu olduğuna inanıyor musunuz?

​Kesinlikle inanıyorum. Aslında her bireyin toplumsal sorumluluğu vardır ancak sahneye çıkan ve göz önünde olan insanların sorumluluğu daha büyük. Çünkü insanlar size özeniyor, sizi takip ediyor ve ciddi bir hitap gücünüz var. Bu güç, sorumluluğu da beraberinde getiriyor.
​Son olarak, sanatseverlere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

​Sanatı sevmeye ve desteklemeye devam etsinler. 'Sanatın, insanlık tarihinin en güzel ve en özel yaratımı olduğuna inanıyorum. En büyük becerimiz sanat üretebilmek. Sanatı hayatımızdan çıkarmak, insanlığın en büyük becerisinden vazgeçmek demektir ve bu yüzden sanatı hayatımızdan asla çıkarmamalıyız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Parlamento Güvenliğinde Yeni Dönem Tartışmaları da Beraberinde Getirdi

Meclis Kreşinde “Din Eğitimi” Tartışması: Aileler Ayakta!

Gazi Meclis'te 'Liyakat' Krizi: Görme Engelli Çalışana Bankta Mesai, Kıdemli Şefe 'Puantaj' Sürgünü!