İfade Özgürlüğü Tutuklandı, Haklar Askıya Alındı!
Türkiye’de 2024’te kaydedilen binlerce hak ihlali, 2025’te de artarak sürüyor. Cezaevlerindeki kötü muamele, sağlık hakkı engellemeleri ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar, insan hakları krizinin yapısal bir sorun hâline geldiğini gözler önüne seriyor.
2024’te en az 6.094 kişi, “yaşam hakkı” ihlalleri nedeniyle hayatını kaybetti. Aynı yıl, cezaevlerinde en az 26.632 hak ihlali tespit edildi.
Cezaevlerinde 1.412 hasta mahpus olduğu, bunların 335’inin ağır hastalığa sahip olduğu kaydedildi. 2024’te en az 3.254 işkence veya kötü muamele olayı yaşandığı, bu vakaların hem gözaltı merkezlerinde hem de protesto/meydan müdahalelerinde meydana geldiği bildirildi.
2025 yılına dair ilk veriler şöyle:
2025’in Ocak–Haziran dönemini kapsayan raporda, ülke genelindeki cezaevlerinde hak ihlallerinin sürdüğü tespit edildi.
2025’in Temmuz–Eylül döneminde sadece İHD İstanbul Şubesi’ne göre, Marmara bölgesi cezaevlerinde en az 1.348 hak ihlali meydana geldi.
Aynı dönemde ihlallerin başlıca biçimleri; sağlık hakkının engellenmesi, tecrit, işkence / kötü muamele, teminata bağlanmama / adalete erişim sorunları, iletişim hakkının kısıtlanması gibi konular.
2025’te hapishane nüfusunun artmaya devam ettiği; bu artışın, kapasite fazlası ve aşırı kalabalık riskini beraberinde getirdiği ifade ediliyor.
Hak İhlalleri Kalıcılaşıyor
Bu güncel veriler, Türkiye’de insan hakları ihlallerinin ne geçici, ne de azalan bir sorun olduğunu gösteriyor. Tam tersine, 2025 itibarıyla cezaevlerinde, gözaltılarda, protesto ve toplumsal eylemlerde yaşanan hak ihlalleri sistematik bir sorun haline gelmiş görünüyor.
Cezaevlerinde düzenli raporlarla tespit edilen yüzlerce hak ihlali, “istisna” değil, artık “kural” hâline gelmiş durumda.
Sağlık hakkı ihlalleri, hasta mahpusların durumu ve yaşam hakkının gaspı, insan onuruna aykırı koşulların sürdüğünü gösteriyor.
İşkence ve kötü muamele vakalarının artışı; protestolara, gözaltılara, ifade özgürlüğüne yönelik baskıların devam ettiğini ortaya koyuyor.
Aynı zamanda cezaevi nüfusunun artışı ve kapasite fazlası, cezaevlerinin bir baskı ve kontrol aracı olarak kullanıldığının da göstergesi.
Sorumlular Kimler?
Bu tablo karşısında, sorumluluğu olan başta siyasi iktidar ve cezaevi yönetimleri olmak üzere; hukukî mekanizmaların ve yargının da sorumluluğu var.
Devlet, hapishane nüfusundaki artışı engellemeli; cezaevlerini insan onuruna uygun, hak temelli bir sistemle yönetmeli.
Sağlık hakkı, yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve temel özgürlüklerin korunması, yalnızca kağıt üzerinde değil; pratikte güvence altına alınmalı.
Hak ihlallerini belgeleyen sivil toplum ve bağımsız izleme mekanizmelerine yönelik baskı politikalarına son verilmeli; denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmalı.
Aksi hâlde hem ulusal hukuk normlarına, hem uluslararası insan hakları standartlarına aykırı biçimde cezaevleri, özgürlük değil; baskı ve cezasızlık alanı olmaya devam edecek.
2025’te de Hak Mücadelesi Sürüyor
2024’ün raporunda görülen kötülükler silinmedi; 2025’e taşındı, büyüdü, çeşitlendi. Hak ihlalleri, yalnızca geçmişe ait değil; bugün yaşayan insanların hayatında.
Devletin asli görevi vatandaşlarının can güvenliğini, onurunu, temel haklarını korumak yaygın ihlallerle gölgeleniyor. Bu tablo, sadece insan hakları savunucularını değil; toplumu, muhalefeti, yargıyı ve vicdanları da doğrudan ilgilendiriyor.
Yorumlar
Yorum Gönder