BM'siz Bombalar, Uranyum Kalıntıları ve İç Savaşlar: NATO'nun Gerçek Yüzü!
Brüksel merkezli NATO, (North Atlantic Treaty Organization) ifadesinin kısaltmasıdır. Türkçesi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü olan (NATO) ittifakı, 75 yılı aşkın süredir kendisini “savunma odaklı” bir örgüt olarak lanse etse de, soğuk savaş sonrası dönemde gerçekleştirdiği askeri müdahaleler, sivil ölümlerden başlayarak uzun vadeli bölgesel kaoslara kadar ağır bedeller ödetti. Kosovo’dan Libya’ya, Afganistan’dan Balkanlar’a uzanan bu “kötü örnekler”, NATO’nun BM onayı olmadan ya da yetkisini aşarak gerçekleştirdiği operasyonların, hedeflenen “insani yardım” yerine istikrarsızlık, ölüm ve göç dalgaları yarattığını gösteriyor.
Kosova 1999 BM’siz Bombalama ve Uranyum Mirası
24 Mart 1999’da NATO, Yugoslavya’ya karşı 78 gün süren bir hava harekâtı başlattı. BM Güvenlik Konseyi onayı olmadan gerçekleştirilen bu operasyon, ittifakın “alan dışı” ilk büyük müdahalesiydi. Resmi rakamlara göre 489 ila 528 sivil öldü; Yugoslav kaynakları ise sivil ölümlerini binlerce olarak açıklıyor. En tartışmalı nokta ise NATO’nun A-10 “tank avcısı” uçakları tarafından kullanılan tükenmiş uranyum (DU) mühimmatıydı. Yaklaşık 31 bin mermi atıldı ve bu mühimmatın kalıntıları, Kosova’da kanser vakalarında dramatik artışa yol açtı. İtalyan askerleri arasında “Kosova Sendromu” olarak bilinen hastalıklar, yüzlerce ölüme neden oldu; Sırbistan ve Kosova’da kanser oranları sekiz kata kadar yükseldi. NATO, Çin Büyükelçiliği’ni “yanlışlıkla” bombaladı, hastaneleri ve sivil altyapıyı vurdu. Eleştirmenler, operasyonun “insani” olmaktan ziyade Yugoslavya’yı parçalamayı hedeflediğini söylüyor. Bugün Kosova’da hâlâ uranyum kalıntıları nedeniyle gelecek nesiller risk altında.
“Koruma”dan Kaosa
2011’de BMGK Kararı 1973, sivilleri korumak ve uçuşa yasak bölge oluşturmak için NATO’ya yetki verdi. Ancak Fransa, İngiltere ve ABD öncülüğündeki ittifak, yetkisini aşarak Muammer Kaddafi rejimini devirdi. Operasyon bittiğinde Libya, güçlü bir merkezi hükümet yerine milis gruplarının hâkim olduğu bir “başarısız devlet”e dönüştü.
İkinci Libya İç Savaşı (2014’ten itibaren) binlerce ölüme, milyonlarca yerinden edilmiş kişiye ve Avrupa’ya yönelik büyük bir göç krizine yol açtı. Silah stokları Mali’den Suriye’ye terörist gruplara aktı; insan kaçakçılığı ve köle pazarları yaygınlaştı. Bugün Libya’da 800 binden fazla kişi insani yardıma muhtaç ve ülke hâlâ siyasi olarak bölünmüş durumda.
Eleştirmenler, NATO’nun “koruma” misyonunu rejim değişikliğine çevirerek, tam da önlemek istediği insani krizi kat be kat büyüttüğünü belirtiyor.
Afganistan Tam Bir Fiyasko
11 Eylül saldırıları sonrası NATO, ilk kez Madde 5’i (ortak savunma) devreye sokarak Afganistan’a girdi. 20 yıl süren ISAF misyonu, trilyonlarca dolar harcanmasına, binlerce NATO askerinin ölümüne rağmen Taliban’ın 2021’de Kabil’e dönmesiyle sona erdi. NATO’nun “ulus inşa etme” çabaları, yolsuzluk, kültürel uyumsuzluk ve yerel ortakların güvenilmezliği yüzünden çöktü. Afgan ordusu, Batı modeline göre eğitilmesine rağmen birkaç hafta içinde dağıldı. Sivil ölümler, uyuşturucu ticareti ve istikrarsızlık arttı; Taliban’ın dönüşü, NATO tarihinde en büyük stratejik yenilgi olarak kaydedildi.
Savunma mı, Saldırı mı?
Bu üç büyük müdahale, NATO’nun “savunma ittifakı” imajını sorgulatıyor. Kosovo’da BM’siz operasyon, Libya’da yetki aşımı, Afganistan’da ise stratejik körlük… Her seferinde “terörle mücadele” veya “insani yardım” gerekçesiyle hareket eden ittifak, geride kanser hastaları, iç savaşlar, göç dalgaları ve yeni terörizm yuvaları bıraktı. Eleştirmenlere göre NATO, Soğuk Savaş sonrası dönemde varlığını sürdürmek için “düşman” yaratma ve alanını genişletme politikası izliyor. Doğu Avrupa genişlemesi, Rusya ile gerilimi tırmandırırken; müdahaleler ise milyonlarca insanın hayatını altüst etti. Bugün hâlâ “küresel güvenlik”ten bahseden NATO’nun geçmiş sicili, ittifakın gerçekten barış mı yoksa yeni çatışmaların tohumu mu olduğunu düşündürüyor. Tarih ise bu sorunun cevabını çoktan verdi. "Bedeli ağır ödenen bir miras."
Yorumlar
Yorum Gönder